Episodios

  • Istanbul's Frozen Canvas: A Tale of Friendship in the Snow
    Jan 8 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Istanbul's Frozen Canvas: A Tale of Friendship in the Snow Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-08-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Büyük Çamlıca Tepesi'nde kışın sabahı.En: A winter morning on the Büyük Çamlıca Tepesi.Tr: İstanbul'un beyaz örtüsü altında kaldığı bu günde her şey sakin.En: On this day when Istanbul is under a white blanket, everything is calm.Tr: Emir elinde fotoğraf makinesiyle tepeye doğru ilerliyor.En: Emir is moving towards the hill with his camera in hand.Tr: Gökyüzü gri, ama kar taneleri yavaşça iniyor.En: The sky is gray, but snowflakes are falling slowly.Tr: Emir, fotoğrafına günün ilk ışıklarını ve karın huzurunu sığdırmak istiyor.En: Emir wants to capture the first light of the day and the tranquility of the snow in his photo.Tr: O, sıkıcı şehir işinden kaçıp kendine yeni bir dünya yaratmaya çalışan amatör bir fotoğrafçı.En: He is an amateur photographer trying to escape the tedious city job and create a new world for himself.Tr: Orada yalnız olmadığını fark ediyor.En: He realizes he's not alone there.Tr: Leyla, ince bir kar örtüsü altında yatan ağaçların güzelliğini arıyor.En: Leyla is seeking the beauty of trees lying under a thin layer of snow.Tr: O, üniversite ödevine ilham bulmaya çalışan bir sanat öğrencisi.En: She is an art student trying to find inspiration for her university assignment.Tr: İkisinin de gözleri karla kaplı manzarayı inceleyerek en iyi fotoğraf karesini çekmek istiyor.En: Both of their eyes are examining the snow-covered landscape, aiming to capture the best photo frame.Tr: Emir ve Leyla, en ideal çekim noktasına varınca birbirlerini fark ediyorlar.En: When Emir and Leyla reach the ideal shooting spot, they notice each other.Tr: Kısa bir sessizlik oluyor; aralarındaki rekabet büyüyor.En: There is a short silence; the competition between them grows.Tr: Ama Emir, kibar bir gülümsemeyle Leyla'ya yer veriyor.En: But Emir, with a polite smile, gives way to Leyla.Tr: Birlikte çalışmanın yeni fikirler doğurabileceğini düşünüyor.En: He thinks that working together can bring about new ideas.Tr: Beraber en güzel kar manzarasını yakalamaya çalışıyorlar.En: They try to capture the most beautiful snow scene together.Tr: O sırada, aniden bir kar fırtınası başlıyor.En: At that moment, suddenly a snowstorm begins.Tr: Çevre beyaza bürünüyor.En: The surroundings turn white.Tr: Hemen yakındaki küçük bir kulübeye sığınıyorlar.En: They take refuge in a nearby small hut.Tr: Kulübe, fırtınadan korunmak ve sıcak bir nefes almak için ideal.En: The hut is ideal for sheltering from the storm and taking a warm breath.Tr: İçeride vakit geçirdikçe konuşmaya başlıyorlar.En: As they spend time inside, they start talking.Tr: Kendi fotoğraflarını ve perspektiflerini paylaşıyorlar.En: They share their own photos and perspectives.Tr: Fırtına durulurken pencereden giren ışığın, karların üzerindeki etkisini fark ediyorlar.En: As the storm calms, they notice the effect of the light entering through the window on the snow.Tr: Makinalarını çıkarıp bu eşsiz anı ölümsüzleştiriyorlar.En: They take out their cameras and immortalize this unique moment.Tr: Çünkü böyle bir kare, tek başlarına asla yakalanamazdı.En: Because such a frame would never be captured alone.Tr: Bir süre sonra, yarışma sonuçlandığında ikisinin de adı anons ediliyor.En: After some time, when the competition concludes, both of their names are announced.Tr: Ortak çalışmalarından dolayı bir ödül kazanıyorlar.En: They win an award for their joint effort.Tr: Başlamak üzere olan bir ortaklık için harika bir başlangıç.En: A great start for a partnership that is about to begin.Tr: Emir, işbirliği yapmanın ve yeni fırsatlara açık olmanın önemini anlıyor.En: Emir realizes the importance of collaboration and being open to new opportunities.Tr: Leyla ise, sanatındaki vizyonunu paylaşarak daha güçlü hissediyor.En: Leyla, on the other hand, feels stronger by sharing her vision in her art.Tr: İstanbul yine kar altında kalırken, Büyük Çamlıca'nın tepesinde yeni bir dostluk ve ortaklık doğuyor.En: While Istanbul remains under the snow, a new friendship and partnership is born on the top of Büyük Çamlıca.Tr: İkili için ise bu, sadece bir başlangıç.En: For the pair, however, this is just the beginning.Tr: Çünkü onların gözünde, hayatı en iyi anlatan şey işte: bir fotoğraf karesi.En: Because, in their eyes, the best way to tell life is this: a photograph. Vocabulary Words:tranquility: huzurtedious: sıkıcıamateur: amatörinspiration: ilhamlandscape: manzaraframe: karecompetition: rekabetpolite: kibarnew ideas: yeni fikirlersnowstorm: kar fırtınasırefuge: sığınaksheltering: korunmakstorm calms: fırtına ...
    Más Menos
    14 m
  • A Culinary Quest Through İstanbul's Enchanted Spice Bazaar
    Jan 7 2026
    Fluent Fiction - Turkish: A Culinary Quest Through İstanbul's Enchanted Spice Bazaar Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-07-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'un kıştan soğuyan havasında, Kapalıçarşı'nın dar sokakları arasında yol alan iki arkadaş vardı: Emir ve Selma.En: In the chill of winter in İstanbul, there were two friends navigating the narrow streets of the Kapalıçarşı: Emir and Selma.Tr: Emir, meraklı bir aşçı adayıydı ve mutfak sanatları profesörü için özel bir yemek hazırlamak istiyordu.En: Emir was an aspiring chef, keen on preparing a special meal for a culinary arts professor.Tr: Hedefi, ihtişamlı bir burs kazanmak ve geleceğini garanti altına almaktı.En: His goal was to secure a prestigious scholarship and guarantee his future.Tr: Selma ise, macera peşindeki güvenilir bir dosttu.En: Selma, on the other hand, was a trustworthy friend in pursuit of adventure.Tr: Baharat Pazarı, rengârenk tezgahlarla ve egzotik kokularla canlanıyordu.En: The Spice Bazaar came alive with colorful stalls and exotic scents.Tr: Kadim baharatların kokusu, havaya gizemli bir sihir misali yayılıyordu.En: The aroma of ancient spices filled the air like a mysterious spell.Tr: Emir ve Selma, uğur getireceği söylenen nadir bir baharat bulma umuduyla buradaydılar.En: Emir and Selma were there in hopes of finding a rare spice believed to bring good fortune.Tr: Ancak işler hiç de kolay görünmüyordu.En: However, things did not look easy.Tr: Baharatın varlığına dair pek çok efsane dolaşıyordu, fakat satıcılar bu söylentileri sürekli reddediyordu.En: Many legends surrounded the existence of this spice, but the vendors constantly denied these rumors.Tr: "Emir, bu kadar karmaşada o baharatı bulmamız imkansız," dedi Selma, endişeli bir sesle.En: "Emir, it's impossible to find that spice in this chaos," Selma said in an anxious voice.Tr: "Vaktimiz de kısıtlı.En: "Our time is also limited.Tr: Güneş batmadan dönmeliyiz."En: We must return before sunset."Tr: Emir kararlıydı.En: Emir was determined.Tr: "Belki yaşlı satıcılardan biri bize yardım eder," dedi.En: "Maybe one of the older sellers will help us," he said.Tr: Selma, eski satıcıların çoğu zaman müşterileri hileyle kandırdıklarını düşünüyor, bu yüzden dikkatli olmayı öneriyordu.En: Selma thought that the old vendors often tricked customers, so she advised caution.Tr: Ama Emir'in kararlılığına hayranlık duydu ve karara katıldı.En: Yet, she admired Emir's determination and agreed with the plan.Tr: Aralarında sıcak kestane dumanlarının yayıldığı tezgahlardan geçtiler.En: They passed through stalls where the warm smoke of roasted chestnuts wafted.Tr: Baharatların parlak renkleri, onlara adeta göz kırpıyordu.En: The bright colors of the spices seemed to wink at them.Tr: Emir, eski bir satıcıyla konuşmaya karar verdi.En: Emir decided to speak with an older vendor.Tr: Yavaşça yaklaştılar.En: They approached slowly.Tr: Ancak yanıt her zamanki gibi olumsuzdu.En: However, the response was the usual negative one.Tr: Zaman daralıyordu.En: Time was running out.Tr: Tam umutsuzluğa kapıldıkları anda, köşe başında oturan eski bir kadın onlara seslendi.En: Just when they were about to lose hope, a voice called out from an old woman sitting at the corner.Tr: "Siz nadir baharatı arıyorsunuz, değil mi?"En: "You are looking for the rare spice, aren't you?"Tr: dedi kısık ama bilge bir sesle.En: she said in a quiet but wise voice.Tr: "Fakat bu baharatı hak etmek için bir sınavdan geçmeniz gerekecek."En: "But to earn that spice, you will have to pass a test."Tr: Emir şaşkındı ama meydan okumayı kabul etti.En: Emir was surprised but accepted the challenge.Tr: Kadın, onlardan mevcut baharatlarla yaratıcı bir yemek yapmalarını istedi.En: The woman asked them to create a creative dish with the available spices.Tr: Emir, yeteneklerini kanıtlamak için ter dökerken, Selma'nın cesaretlendirici bakışı ona güç verdi.En: While Emir sweated to prove his skills, Selma's encouraging glance gave him strength.Tr: Selma'nın önerisiyle, farklı baharatları ustaca birleştirdiler.En: With Selma's suggestion, they skillfully combined different spices.Tr: Tadım anı geldiğinde, yaşlı kadın tebessüm etti.En: When the moment of tasting arrived, the old woman smiled.Tr: "Etkileyici," dedi ve elleriyle bir kutu uzattı.En: "Impressive," she said, extending a box with her hands.Tr: Aradıkları baharat nihayet onlardaydı.En: The spice they sought was finally theirs.Tr: Günü tamamladıklarında, Emir yalnızca baharatı elde etmekle kalmamıştı; Selma'nın yardımıyla iş birliğinin önemini öğrenmişti.En: By the end of the day, Emir had not only acquired the spice but also learned the importance of collaboration with Selma's help.Tr: Selma ise, bilinmeze güvenmenin ...
    Más Menos
    16 m
  • Snowy Quest: Unraveling Istanbul's Hidden Secrets
    Jan 7 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Snowy Quest: Unraveling Istanbul's Hidden Secrets Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-07-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Bütün şehir karlı bir örtüyle kaplıydı.En: The whole city was covered in a snowy blanket.Tr: Kar taneleri, Boğaziçi'nin üzerinde dans ediyordu.En: Snowflakes were dancing over the Boğaziçi.Tr: Erdem ve Nihan, ayak izlerini karın üzerinde bırakmaktan zevk alarak yolda yürüyordu.En: Erdem and Nihan were walking along, enjoying leaving their footprints in the snow.Tr: Yaşlı bir kadın, camdan onlara seslendi: "Kedim, Minnoş kayboldu! Onu bulabilir misiniz?"En: An old woman called out to them from a window: "My cat, Minnoş, is lost! Can you find her?"Tr: Erdem hemen atıldı, "Tabii ki, buluruz!"En: Erdem immediately jumped in, "Of course we can find her!"Tr: Erdem ve Nihan, kediyi ararken Boğaz kıyısındaki eski bir su kemerinin altına girdiler.En: As Erdem and Nihan searched for the cat, they went under an old aqueduct by the Boğaz shore.Tr: Minnoş'un mırıltısı onları dar bir tünele çekti.En: The purring of Minnoş led them into a narrow tunnel.Tr: Tünel, onları beklemedikleri bir yere çıkardı.En: The tunnel led them to an unexpected place.Tr: Bu, yerin altında gizli bir laboratuvardı.En: It was a hidden laboratory underground.Tr: Geniş beyaz odalar, ışıl ışıl parlıyordu.En: The wide white rooms were shining brightly.Tr: Duvarlardaki ekranlar, karmaşık verilerle doluydu.En: The screens on the walls were full of complex data.Tr: "Burası neresi böyle?" diye fısıldadı Nihan, gözleri büyüyerek.En: "Where is this place?" whispered Nihan, her eyes widening.Tr: Erdem, "Bence burada deney yapıyorlar ama Minnoş nerede?" diye yanıtladı.En: Erdem replied, "I think they're conducting experiments here, but where is Minnoş?"Tr: Bir anda bir alarm çaldı.En: Suddenly, an alarm sounded.Tr: Laboratuvarın güvenlik sistemi devreye girdi.En: The laboratory's security system was activated.Tr: Kapılar kilitlendi, ışıklar kırmızıya döndü.En: The doors locked, and the lights turned red.Tr: Erdem'in yüreği hızla çarpmaya başladı.En: Erdem's heart started to pound quickly.Tr: "İçeriye nasıl girdiysek, dışarı da öyle çıkarız," dedi kendine.En: "Just as we got in, we'll get out," he told himself.Tr: Erdem, tabletini çıkardı ve hemen işe koyuldu.En: Erdem took out his tablet and got to work right away.Tr: "Güvenlik sistemine erişebilirim," dedi umutla.En: "I can access the security system," he said hopefully.Tr: Bu arada Nihan, laboratuvarın köşesinde bir dolaptan sahte bir laboratuvar faresi buldu.En: Meanwhile, Nihan found a fake laboratory mouse in a cabinet in the corner of the lab.Tr: "Bu fareyi kullanarak onların dikkatini dağıtabiliriz," diye önerdi.En: "We can use this mouse to distract them," she suggested.Tr: Alarm sesi gittikçe keskinleşiyordu.En: The alarm sound was becoming sharper.Tr: Robotik korumalar, tünelde belirerek hızla onlara yaklaşmaya başladılar.En: Robotic guards appeared in the tunnel, quickly approaching them.Tr: Erdem, parmaklarıyla ekrana tıklarken, "Nihan, fareyi hazırla," dedi.En: While Erdem clicked on the screen with his fingers, he said, "Nihan, get the mouse ready."Tr: Sonunda Erdem'in ekranında bir "Erişim Onaylandı" mesajı belirdi.En: Finally, a "Access Granted" message appeared on Erdem's screen.Tr: Aynı anda Nihan, fareyi korumaların yoluna bıraktı.En: At the same time, Nihan released the mouse into the path of the guards.Tr: Koruma sistemi kısa devre yaptı ve yolları açıldı.En: The security system short-circuited, and their path was cleared.Tr: Nihan, "Minnoş'u gördüm!" diye bağırdı.En: Nihan shouted, "I see Minnoş!"Tr: Minnoş, korkmuş bir şekilde bir dolabın üstünde oturuyordu.En: Minnoş was sitting scared on top of a cabinet.Tr: Nihan, kediyi nazikçe kollarına aldı.En: Nihan gently picked up the cat in her arms.Tr: "Erdem, kaçma vakti geldi."En: "Erdem, it's time to escape."Tr: Koşarak eski tünele geri döndüler.En: They ran back to the old tunnel.Tr: Yukarı çıktıklarında, güneş yeni yeni doğuyordu.En: As they came back up, the sun was just beginning to rise.Tr: "Bunu unutmam mümkün değil," dedi Nihan gülümseyerek.En: "I won't be able to forget this," said Nihan with a smile.Tr: "Bence küçük bir macera iyi geldi."En: "I think a small adventure did us good."Tr: Erdem, gergin olsa da gülümsedi.En: Even though Erdem was tense, he smiled.Tr: "Riskliydi ama değdi."En: "It was risky, but worth it."Tr: Kollarında Minnoş, evine dönmeye hazırdı.En: With Minnoş in their arms, they were ready to return home.Tr: Erdem yavaşça, "Belki bir gün dedektif olabilirim," diye düşünerek yanıldığını fark etti.En: Erdem slowly realized, "Maybe one day I could be a detective," thinking he was wrong.Tr: Nihan ise, "Biraz ...
    Más Menos
    16 m
  • A Winter's Muse: Finding Inspiration in İstanbul's Cozy Corners
    Jan 6 2026
    Fluent Fiction - Turkish: A Winter's Muse: Finding Inspiration in İstanbul's Cozy Corners Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-06-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'un tarihi semtlerinden birinde, soğuk bir kış günüydü.En: It was a cold winter day in one of the historic neighborhoods of İstanbul.Tr: Kar ince ince yağıyordu.En: Snow was falling gently.Tr: Emre, sıcak bir çay dükkanı arıyordu.En: Emre was looking for a warm tea shop.Tr: İçerisi sıcacıktı.En: Inside, it was very warm.Tr: Buhar camlarda hafif bir sis oluşturmuştu.En: Steam had created a slight fog on the windows.Tr: Dükkândan hafif tarçın kokusu yükseliyordu.En: A light scent of cinnamon was rising from the store.Tr: İçeride ahşap mobilyalar, eski kitaplarla dolu raflar vardı.En: There were wooden furniture and shelves full of old books inside.Tr: Emre, burasının mükemmel bir yer olduğunu düşündü.En: Emre thought this was a perfect place.Tr: Seda, köşedeki masada oturuyordu.En: Seda was sitting at the table in the corner.Tr: Elinde kalın bir roman vardı.En: She had a thick novel in her hand.Tr: Sessizce okuyordu, bazen bir şeyler not ediyordu.En: She was reading quietly, occasionally jotting down notes.Tr: Emre, onun karşısındaki boş masaya oturdu.En: Emre sat at the empty table across from her.Tr: Çantasından eskiz defterini çıkardı.En: He took out his sketchbook from his bag.Tr: Çayını yudumladı.En: He sipped his tea.Tr: Sessizliği seven Emre, burayı yaratıcı blokajından kurtulmak için doğru yer olarak görüyordu.En: Emre, who loved silence, saw this as the right place to escape his creative block.Tr: Seda, başını kitap sayfasından kaldırdı.En: Seda lifted her head from the book page.Tr: Emre'nin çizim yaptığına dikkat etti.En: She noticed Emre's drawing.Tr: Merakla sordu: “Ne çiziyorsun?” Emre gülümsedi.En: She asked with curiosity, “What are you drawing?” Emre smiled.Tr: “Aslında bugüne kadar ne çizeceğimi bilmiyordum,” dedi.En: “I actually didn’t know what I was going to draw until today,” he said.Tr: “Ama sanırım aradığımı buldum.” Onun kitabının kapağını işaret etti.En: “But I think I’ve found what I’ve been looking for.” He pointed to the cover of her book.Tr: Seda kitabı gösterdi.En: Seda showed the book.Tr: "Bu kitap bana çok şey düşündürdü," dedi.En: "This book made me think about many things," she said.Tr: İkisi konuşmaya başladılar.En: The two started talking.Tr: Seda kitap hakkında düşündüklerini paylaştı.En: Seda shared her thoughts about the book.Tr: Emre, çizimleri için yeni bir bakış açısı kazanıyordu.En: Emre was gaining a new perspective for his drawings.Tr: Konuştukça Emre’nin zihni canlanıyordu.En: As they talked, Emre's mind began to awaken.Tr: "Bu karakter bana ilham veriyor," dedi Emre, kalemini hızla defterine hareket ettirerek.En: "This character inspires me," said Emre, moving his pencil swiftly across his notebook.Tr: Saatler geçti.En: Hours passed.Tr: Emre'nin sayfaları yeni çizimlerle doluydu.En: Emre's pages were filled with new drawings.Tr: Seda, kitabındaki karakterler hakkında daha derin düşüncelere daldı.En: Seda delved into deeper thoughts about the characters in her book.Tr: İkisi de kendilerini özgür hissettiler.En: They both felt liberated.Tr: Zamanın nasıl geçtiğini anlamadılar.En: They didn’t realize how much time had passed.Tr: Çaylar bittiğinde, Seda ve Emre ayrılma zamanı geldiğini fark ettiler.En: When the tea was finished, Seda and Emre realized it was time to part.Tr: Emre ona teşekkür etti.En: Emre thanked her.Tr: “Seninle konuşmak bana ilham verdi,” dedi.En: “Talking with you inspired me,” he said.Tr: Seda, "Ben de seninle konuşmaktan çok keyif aldım," dedi.En: Seda replied, "I really enjoyed talking with you too," she said.Tr: "Bu kitabı tekrar düşündürdün."En: "You made me think about this book again."Tr: Onlar söz verdiler.En: They made a promise.Tr: “Burada tekrar buluşalım,” dediler.En: “Let’s meet here again,” they said.Tr: Dükkândan ayrılırken, her ikisi de içlerinde yeni bir heyecan hissetti.En: As they left the shop, both felt a new excitement inside.Tr: Emre, yaratıcılığını yeniden kazanmıştı.En: Emre had regained his creativity.Tr: Seda ise kitabındaki konuları net bir şekilde görüyordu.En: Seda clearly saw the subjects in her book.Tr: Böylece, yeni fikirlerle dolu bir şekilde yola koyuldular.En: Thus, they set out filled with new ideas.Tr: Kış gününün soğukluğu, içlerindeki sıcaklıkla erimişti.En: The coldness of the winter day melted away with the warmth inside them. Vocabulary Words:historic: tarihineighborhoods: semtlergently: ince incesteam: buharfog: sisscent: kokushelves: raflarthick: kalınnovel: romanquietly: sessizcejotting: not ediyorduperspective: bakış ...
    Más Menos
    15 m
  • An Unexpected Friendship Blooms in the Heart of İstanbul
    Jan 6 2026
    Fluent Fiction - Turkish: An Unexpected Friendship Blooms in the Heart of İstanbul Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-06-08-38-19-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'un tarihi sokaklarından birinde, kış yağmuru aniden bastırmıştı.En: On one of İstanbul's historical streets, a winter rain suddenly began to pour.Tr: Gökyüzü gri bulutlarla kaplanmış, yağmur damlaları caddelere dans eder gibi düşüyordu.En: The sky was covered with gray clouds, and the raindrops were falling on the streets as if they were dancing.Tr: Ege, kollarını sıkıca bedenine sardı ve kendisini bir çay dükkanına attı.En: Ege wrapped his arms tightly around his body and threw himself into a tea shop.Tr: Çay dükkanı sıcaktı, içerisi ise mis gibi Türk çayı kokuyordu.En: The tea shop was warm, and the air was filled with the perfumed scent of Turkish tea.Tr: Büyük camlardan dışarı bakınca, çatlaktan geçmiş taşlarla kaplı eski İstanbul sokaklarını görebiliyordu.En: Through the large windows, he could see the old İstanbul streets, paved with cracked stones.Tr: Bir köşede, eski ahşap masalardan birine oturdu.En: He sat at one of the old wooden tables in the corner.Tr: Yağmurdan kaçan birkaç kişi daha vardı.En: There were a few other people escaping the rain as well.Tr: Ege derin bir nefes aldı, şehrin tüm karmaşasını ardında bırakmak ister gibi.En: Ege took a deep breath, as if wanting to leave all the chaos of the city behind.Tr: Tam bu sırada, Merve de dükkana girdi.En: Just at that moment, Merve also entered the shop.Tr: Üzerinde kalın bir manto, boynunda fotoğraf makinasını asmıştı.En: She wore a thick coat and had a camera hanging around her neck.Tr: O da yağmurdan kaçmış, hızlıca etrafa göz gezdirmişti.En: She too had escaped the rain and quickly glanced around.Tr: Gözleri Ege’nin bulunduğu masaya ilişti.En: Her eyes met the table where Ege was sitting.Tr: "Boş yer var mı, oturabilir miyim?" diye sordu.En: "Is there a free seat, may I sit?" she asked.Tr: Ege gülümseyerek, "Tabii ki" dedi.En: Ege smiled and said, "Of course."Tr: İkisi de sıcak çaylarını yudumlarken, bir süre sessizce oturdular.En: They both sipped their hot tea and sat silently for a while.Tr: Merve, fotoğraf makinasıyla oynarken, Ege içindeki utangaçlığı yenmeye çalıştı.En: While Merve played with her camera, Ege tried to overcome his shyness.Tr: Sonunda, cesaretini topladı ve "Fotoğraf çekmeyi seviyor musunuz?" diye sordu.En: Finally, he gathered his courage and asked, "Do you like taking photos?"Tr: Merve, şaşırmış ama memnun bir ifadeyle, "Evet, İstanbul’un ruhunu fotoğraflıyorum.En: Merve, with a surprised but pleased expression, said, "Yes, I'm photographing the soul of İstanbul.Tr: Şehir çok ilham verici. Peki, sizin için burası nasıl?" diye sordu.En: The city is very inspiring. How about for you?" she asked.Tr: Ege aniden gelen sohbet fırsatını yakaladı.En: Ege seized the chance for a conversation that appeared suddenly.Tr: "Ben yeni geldim. Grafik tasarımcıyım. Burayı çok yoğun ama büyüleyici buluyorum," dedi.En: "I just arrived. I'm a graphic designer. I find this place very intense but fascinating," he said.Tr: Merve merakla, "Buraya neden taşındınız?" diye sordu.En: Merve asked curiously, "Why did you move here?"Tr: Ege hafifçe güldü. “Kendimi burada ait hissedebilir miyim diye merak ediyorum.En: Ege chuckled softly. “I'm wondering if I can feel like I belong here.Tr: Belki de yeni dostlar edinmek için,” diye itiraf etti.En: Maybe to make new friends,” he confessed.Tr: Merve gülümsedi. “Bu şehirde yalnız hissetmek kolay ama aynı zamanda bu duyguyu yenen çok kişi var.En: Merve smiled. “It's easy to feel alone in this city, but there are plenty who overcome that feeling.Tr: Fotoğraflarıma bakmak ister misiniz?” dedikten sonra çantasından birkaç baskı çıkardı.En: Would you like to look at my photos?” she asked and then took out a few prints from her bag.Tr: Saatler geçti, çay bardakları tekrar dolduruldu.En: Hours passed, and the tea glasses were refilled.Tr: Merve, Ege’ye kendi perspektifinden İstanbul'un hikayelerini anlattı.En: Merve told Ege stories of İstanbul from her perspective.Tr: Ege de şehirle ilgili hislerini paylaştı.En: Ege shared his feelings about the city as well.Tr: Merve’nin objektifinde hayat bulan İstanbul fotoğrafları, Ege için de yeni bir bakış açısı sundu.En: The photos of İstanbul brought to life through Merve's lens opened up a new perspective for Ege too.Tr: Yağmur durduğunda, kentin taş sokakları yavaşça suyu emiyordu.En: When the rain stopped, the stone streets of the city slowly absorbed the water.Tr: Dışarısı hala soğuk ama daha az kasvetliydi.En: Outside was still cold but less gloomy.Tr: Merve, "Bu hafta sonu bir fotoğraf yürüyüşü yapmayı ...
    Más Menos
    18 m
  • Unveiling Istanbul: Solving the Grand Bazaar Mystery
    Jan 5 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Unveiling Istanbul: Solving the Grand Bazaar Mystery Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-05-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Karlı bir kış sabahıydı.En: It was a snowy winter morning.Tr: İstanbul'un kalbinde, Kapalıçarşı'nın kubbeleri arasında hayat kaynıyordu.En: In the heart of Istanbul, amidst the domes of the Grand Bazaar, life was bustling.Tr: Dükkanlar, renkli kumaşlar ve parlayan mücevherler ile doluydu.En: The shops were filled with colorful fabrics and shimmering jewels.Tr: Emir, çarşının köşesindeki antikacı dükkanında, endişeli bir ifadeyle duruyordu.En: Emir stood in the antique shop at the corner of the bazaar with an anxious expression.Tr: Bir dedikodu yayılmıştı: Dükkanından çalınan paha biçilemez bir eser sahteydi.En: A rumor had spread: The priceless artifact stolen from his shop was a fake.Tr: Emir'in itibarı tehlikedeydi.En: Emir's reputation was at risk.Tr: Leyla, başka bir tarafta, çarşının içindeki atölyesinde çalışıyordu.En: Leyla, on the other hand, was working in her workshop inside the bazaar.Tr: Ellerindeki kil, her zamanki gibi ustaca şekil alıyordu.En: The clay in her hands was, as always, skillfully taking shape.Tr: Fakat zihni başka bir konuda meşguldü: Emir'in çalınan eseri.En: However, her mind was preoccupied with another matter: Emir's stolen artifact.Tr: Leyla'nın o eser hakkında bildiği şeyler vardı.En: Leyla knew things about that artifact.Tr: Anlamak zorundaydı; sorular beyaz bir kar gibi birikiyordu aklında.En: She had to understand; questions were accumulating in her mind like white snow.Tr: Cem ise tarihi eserlere olan sevgisi ile tanınan bir tarihçiydi.En: Cem, meanwhile, was a historian known for his love of historical artifacts.Tr: Bu durumdan haberdar olduğunda, derhal harekete geçti.En: As soon as he learned about the situation, he took action.Tr: Kültürel değerleri korumak onun önceliğiydi.En: Preserving cultural values was his priority.Tr: Emir, Leyla'nın atölyesine girdi.En: Emir entered Leyla's workshop.Tr: Güvenip güvenmemesi gerektiğine karar veremiyordu ama başka seçeneği yoktu.En: He couldn't decide whether to trust her, but he had no other choice.Tr: "Yardımına ihtiyacım var," dedi.En: "I need your help," he said.Tr: Leyla tereddüt etti, sonra iç çekerek kabul etti.En: Leyla hesitated, then sighed and agreed.Tr: Bir ipucu bulmak için çalınan eserin son görüldüğü yere gitmeye karar verdiler.En: They decided to go to the last known location of the stolen artifact to find a clue.Tr: Kapalıçarşı'nın dar sokaklarında yürüdüler.En: They walked through the narrow streets of the Grand Bazaar.Tr: Havanın soğukluğu ve kestanelerin kokusu eşlik ediyordu onlara.En: The cold air and the smell of chestnuts accompanied them.Tr: Zaman karşı yarışıyorlardı.En: They were racing against time.Tr: Bir iz peşinde, esnafla konuştular, gözlemlediler.En: In pursuit of a trace, they talked to merchants, observed.Tr: Anılar ve dedikodular arasında kayboldular ancak sonunda bir araya gelen ipuçları onları çarşının altındaki gizli bir pazara götürdü.En: Lost among memories and rumors, the clues they eventually gathered led them to a hidden market beneath the bazaar.Tr: Orada, karanlık bir köşede, eseri satan bir satıcıyla yüz yüze geldiler.En: There, in a dark corner, they faced a vendor selling the artifact.Tr: Emir ve Leyla, neredeyse ona ulaşmışlardı ki Cem belirdi.En: Just as Emir and Leyla were about to reach him, Cem appeared.Tr: "Bu eserin tarihi düşündüğünüzden daha eski," dedi.En: "This artifact is older than you think," he said.Tr: "Ve sahte değil.En: "And it's not fake.Tr: Birkaç yüzyıl öncesine ait."En: It's several centuries old."Tr: Cem, satıcıya Türkiye'nin kültürel mirasının değerini anlatarak ikna etmeyi başardı.En: Cem successfully convinced the vendor by explaining the value of Turkey's cultural heritage.Tr: Eser, tekrar ait olduğu yere döndü.En: The artifact was returned to where it belonged.Tr: Emir'in itibarı kurtuldu.En: Emir's reputation was saved.Tr: İşletmesi yeniden canlandı.En: His business revived.Tr: Emir, bu deneyimden önemli bir ders aldı.En: Emir learned an important lesson from this experience.Tr: İşbirliğinin ve geçmişin hikayesini anlamanın değeri büyüktü.En: The value of collaboration and understanding the stories of the past was immense.Tr: Leyla'nın da içinde taşıdığı tereddüt kayboldu; çünkü geçmişin hikayeleri, bugünü şekillendirdiğini anlamıştı.En: Leyla's inner hesitation disappeared as well; she understood that the stories of the past shape the present.Tr: Ve bir kez daha Kapalıçarşı'nın kalabalık koridorlarında, gizemler çözülmeye, hayat eski ritminde devam etmeye başladı.En: And once again, in the crowded corridors of the Grand Bazaar, ...
    Más Menos
    15 m
  • Misplaced Miracles: A Market Adventure to Remember
    Jan 5 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Misplaced Miracles: A Market Adventure to Remember Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-05-08-38-19-tr Story Transcript:Tr: Güneşli Pazar Yeri, kış rüzgarına rağmen cıvıl cıvıl ve hareketliydi.En: The Güneşli Sunday Market was bustling and lively despite the winter wind.Tr: Emir, kalın atkısıyla mutlulukla pazar alanına adım attı.En: Emir stepped into the market area happily with his thick scarf.Tr: Az önce geçmiş olan Yeni Yıl kutlamalarının etkileri hala etrafta hissediliyordu.En: The effects of the recent New Year celebrations could still be felt around.Tr: Rengarenk laleler, sokak tezgahlarının köşelerini süslüyor, satıcılar sıcak sahlep ve kestane satıyordu.En: Colorful tulips adorned the corners of the street stalls, and vendors were selling hot sahlep and chestnuts.Tr: Emir, arkadaşları Leyla ve Ahmet için geç bir Yeni Yıl partisi düzenlemek istiyordu.En: Emir wanted to organize a late New Year’s party for his friends Leyla and Ahmet.Tr: Fakat Emir çok unutkandı.En: However, Emir was quite forgetful.Tr: Bu yüzden bir liste hazırlamıştı.En: So he had prepared a list.Tr: Ancak liste bir anda ortadan kayboldu.En: But suddenly, the list disappeared.Tr: Şimdi sadece hafızasına güvenmek zorundaydı.En: Now, he had to rely solely on his memory.Tr: Ama Emir’in hafızası pek de güvenilir değildi.En: But Emir's memory was not very reliable.Tr: İlk durağı sebze tezgahıydı.En: His first stop was the vegetable stall.Tr: “Kereviz ihtiyacım vardı, değil mi?” diye düşündü.En: “I needed celery, right?"Tr: Ama aslında avokado lazımdı.En: he thought.Tr: Yanlış malzemeyle yoluna devam etti.En: But in fact, he needed avocados.Tr: Ardından kuruyemiş tezgahına uğradı.En: Continuing on with the wrong ingredient, he then stopped by the nuts stall.Tr: Kuş üzümleri alacağına, eve cevizle döndü.En: Instead of getting currants, he returned home with walnuts.Tr: Emir’in yolculuğu neşeli bir karmaşaya dönüşüyordu.En: Emir's journey was turning into a joyful chaos.Tr: Her köşe başında küçük bir meydan gösterisi vardı.En: There was a small street performance at every corner.Tr: Emir bir grubun yaptığı minik kukla şovuna kapıldı.En: Emir got captivated by a group’s miniature puppet show.Tr: Bir süre unutulan malzeme listesini hatırlamayacak kadar eğlendi.En: He enjoyed himself so much that he forgot to remember the missing ingredient list for a while.Tr: Tam o sırada Leyla ve Ahmet, Emir’i fark etti.En: Just then, Leyla and Ahmet noticed Emir.Tr: Yanına geldiklerinde Emir, elleri dolu ama kafası karışıktı.En: When they approached him, Emir had his hands full but his head was confused.Tr: “Neler oluyor?” diye sordular gülerek.En: “What’s going on?” they asked, laughing.Tr: Emir çaresizce olan biteni anlattı.En: Emir helplessly explained what had happened.Tr: Leyla ve Ahmet duruma güldü.En: Leyla and Ahmet laughed at the situation.Tr: Beraber alışveriş yapmaya devam etmeye karar verdiler.En: They decided to continue shopping together.Tr: Üç arkadaş pazardaki renkli kalabalığa karıştı.En: The three friends mingled with the colorful crowd at the market.Tr: Yanlış malzemeleri düzeltmek için tekrar tezgahları dolaştılar.En: They went around the stalls again to correct the wrong ingredients.Tr: Her durak gülümseyen yüzlerle ve kahkahalarla doluydu.En: Every stop was filled with smiling faces and laughter.Tr: Emir, bir şeyin daha farkına vardı: Bu kaosun aslında eğlenceli bir yanı vardı.En: Emir realized something else: There was actually a fun side to this chaos.Tr: Günün sonunda, Emir’in hazırlamak istediği mükemmel parti olmadı belki ama Leyla ve Ahmet ile eğlenceli bir gün yaşadı.En: At the end of the day, maybe Emir didn’t throw the perfect party he wanted to, but he had a fun day with Leyla and Ahmet.Tr: Emir, mükemmellikten çok arkadaşlık ve birlikte olmanın daha değerli olduğunu anladı.En: Emir understood that friendship and being together were more valuable than perfection.Tr: Bu kargaşa onları daha çok birbirine yaklaştırmıştı.En: This chaos had brought them closer together.Tr: Pazar yerinden ayrılırken üç arkadaş da gülümsüyordu.En: As they left the market, all three friends were smiling.Tr: Çünkü aslında gerçek kutlama, yan yana olmak ve birlikte gülmekti.En: Because the real celebration was being side by side and laughing together.Tr: Tuliplerin ve tatlıların eşliğinde, hayatın sunduğu sürprizleri kucaklamak her zaman daha güzeldi.En: Accompanied by tulips and sweets, embracing the surprises life offered was always better. Vocabulary Words:bustling: cıvıl cıvıllively: hareketliadorned: süslüyorvendors: satıcılarreliable: güvenilirvegetable stall: sebze tezgahıcurrants: kuş üzümleriwalnuts: cevizjoyful: ...
    Más Menos
    15 m
  • From Hidden Sketches to New Beginnings
    Jan 4 2026
    Fluent Fiction - Turkish: From Hidden Sketches to New Beginnings Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-04-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'un sakin bir mahallesinde, karla kaplı sokaklar, çocuk cıvıltıları ve otobüs duraklarına doğru yürüyen kalabalık vardı.En: In a quiet neighborhood of İstanbul, the snow-covered streets were filled with the chatter of children and the crowd walking towards the bus stops.Tr: Sabahın erken saatlerinde, Boğaz'dan gelen feribotun sesi duyuluyordu.En: In the early morning, the sound of the ferry coming from the Boğaz could be heard.Tr: Bu soğuk kış sabahı, okulların kış tatilinden sonraki ilk günüydü.En: This cold winter morning was the first day after the schools' winter break.Tr: Emir, yeni bir başlangıca hazırdı.En: Emir was ready for a new beginning.Tr: Okulun ılık atmosferi ve arkadaşlarıyla yapacağı sohbetler onu heyecanlandırıyordu.En: The warm atmosphere of the school and the conversations he would have with friends excited him.Tr: Ancak Emir'in gizli bir tutkusu vardı: Sanat.En: However, Emir had a secret passion: art.Tr: Bu ilgisini kimseyle paylaşmak istemez, çizimlerini saklı tutardı.En: He did not want to share this interest with anyone and kept his drawings hidden.Tr: Yeni arkadaşlar edinmek ve sevdiği sanatı paylaşmak istiyordu ama ya alay ederlerse?En: He wanted to make new friends and share the art he loved, but what if they mocked him?Tr: İlk derse girerken üzerindeki ceketin içinde çizim defterini sıkı sıkı tuttu.En: As he entered the first class, he clutched his sketchbook tightly inside his jacket.Tr: Bu defter, kendisi için bir hazineden farksızdı.En: This notebook was nothing short of a treasure for him.Tr: Kendi dünyasını yansıtan sayfaları, belki de bugün yeni bir kapı açacaktı.En: The pages reflecting his own world might open a new door today.Tr: Öğlen, yemekhanedeki masalar öğrencilerle doluydu.En: At noon, the tables in the cafeteria were filled with students.Tr: Herkes tatil anılarını paylaşıyordu.En: Everyone was sharing their holiday memories.Tr: Emir, yan masadaki Leyla ve Oğuz’u fark etti.En: Emir noticed Leyla and Oğuz at the neighboring table.Tr: Onlar da sanatla ilgileniyorlarmış gibi kulağına çalınıyordu konuşmaları.En: Their conversation suggested that they might be interested in art as well.Tr: Cesaretini toplayarak defterini çıkardı ve karıştırmaya başladı.En: Gathering his courage, he took out his notebook and began to flip through it.Tr: O sırada Leyla’nın gözü döndü, Emir’in elindeki deftere.En: Meanwhile, Leyla caught sight of Emir's notebook.Tr: "Emir, bunları sen mi çizdin?En: "Emir, did you draw these?Tr: Çok güzel görünüyor!"En: They look amazing!"Tr: dedi Leyla, gözleri parlayarak.En: said Leyla, her eyes shining.Tr: Oğuz da hemen yanına geldi.En: Oğuz immediately joined her.Tr: "Gerçekten harika işler çıkarmışsın!"En: "You've really created some great work!"Tr: diye ekledi.En: he added.Tr: Başta utansa da, Emir çizimlerini göstermek için defteri açtı.En: Though he was initially shy, Emir opened the notebook to show his drawings.Tr: Kısa bir süre sonra herkes etrafında toplanmış, çizimlerine bakıyordu.En: Shortly after, everyone gathered around, looking at his drawings.Tr: Birkaç kişi alay etmeye kalkıştı ama Leyla ve Oğuz onları susturdu.En: A few people tried to tease, but Leyla and Oğuz silenced them.Tr: "Sanat kulübümüz var, katılmak ister misin?"En: "We have an art club, would you like to join?"Tr: diye sordu Oğuz.En: Oğuz asked.Tr: O an, Emir içinde bir cesaret buldu.En: At that moment, Emir found courage within himself.Tr: Artık kendini gizlemek istemiyordu.En: He no longer wanted to hide.Tr: "Evet, katılmak isterim!"En: "Yes, I would like to join!"Tr: dedi gülümseyerek.En: he said with a smile.Tr: Artık okula gitmek daha keyifliydi.En: Going to school was now more enjoyable.Tr: Sanat ile ilgili heyecanını paylaşabileceği yeni arkadaşlara sahip olmuştu.En: He had new friends with whom he could share his excitement for art.Tr: Kendine olan güveni artıyor, her gün biraz daha kabul gördüğünü hissediyordu.En: His confidence was growing, and he felt more accepted with each passing day.Tr: Mahallenin soğuk kış günleri Emir için artık çok daha sıcak geçiyordu.En: The cold winter days of the neighborhood were now much warmer for Emir.Tr: Çünkü sonunda, gerçekten o olduğu için kabul edilmişti.En: Because finally, he was accepted for who he truly was. Vocabulary Words:neighborhood: mahallechatter: cıvıltıcrowd: kalabalıkferry: feribotearly: erkenbreak: tatilpassion: tutkusecret: gizlimocked: alay etmekclutched: sıkı sıkı tutmaksketchbook: çizim defteritreasure: hazinereflecting: yansıtmakcourage: cesaretflip through: karıştırmakshining: parlamaksilenced: ...
    Más Menos
    15 m
adbl_web_global_use_to_activate_DT_webcro_1694_expandible_banner_T1