Episodios

  • Unlocking Secrets: A Winter Reunion at Topkapı
    Jan 18 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Unlocking Secrets: A Winter Reunion at Topkapı Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-18-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Berfin, on yıl sonra yeniden Topkapı Sarayı Müzesi'nin kapısından içeri adım attığında, kalbinde nostaljiyle karışık bir huzur hissetti.En: When Berfin stepped through the gates of the Topkapı Sarayı Museum again after ten years, she felt a peace mixed with nostalgia in her heart.Tr: Soğuk bir kış günüydü ve sarayın etrafındaki karlar parıl parıl parlıyordu.En: It was a cold winter day, and the snow around the palace was shimmering brightly.Tr: Osmanlı İmparatorluğu'nun büyüleyici tarihini barındıran bu yerde, Berfin eski arkadaşlarıyla buluşacaktı.En: In this place, which harbors the enchanting history of the Ottoman Empire, Berfin was going to meet up with old friends.Tr: Okul günlerinin dostları Emre ve Yasemin ile bir araya gelmesi ona geçmişi yeniden yaşama fırsatı sundu.En: Reuniting with her school day friends Emre and Yasemin gave her the opportunity to relive the past.Tr: Berfin, Osmanlı dönemine olan tutkusuyla her zaman tanınırdı.En: Berfin was always known for her passion for the Ottoman era.Tr: Müze odalarında dolaşırken, gözleri gezdikleri her tarihi eserde takılı kalıyordu.En: As she wandered through the museum rooms, her eyes lingered on each historical artifact they passed by.Tr: Harika desenli halılar, eşsiz sanat eserleri, zamanı durdurmuş gibi görünen odalar... Topkapı, zarafetiyle Berfin’i her zamanki gibi büyülemişti.En: Magnificently patterned carpets, unique artworks, rooms that seemed frozen in time... Topkapı captivated Berfin with its elegance, as always.Tr: Kısa süre sonra Yasemin ve Emre geldi.En: Soon, Yasemin and Emre arrived.Tr: Yasemin, içten gülümsemesiyle Berfin’e sarıldı.En: Yasemin embraced Berfin with a warm smile.Tr: Ancak Berfin, Emre'yi gördüğünde eski bir duyguyu, yıllardan beri taşıdığı bir yükü hissetti.En: However, when Berfin saw Emre, she felt an old emotion, a burden she had carried for years.Tr: Emre, o alışıldık gizemiyle merhaba dedi ve içinde sırrını sakladığı karizmatik bir tavır sergiledi.En: Emre greeted them with his familiar mystery and exuded a charismatic demeanor that concealed his secret.Tr: Berfin'in Emre’ye dair merakı hep canlı kalmıştı.En: Berfin's curiosity about Emre had always remained alive.Tr: Okul günlerinde onun hakkında birçok şey söylenirdi.En: Many things were said about him during school days.Tr: Ancak kesin olan bir şey varsa o da, Emre'nin Berfin'de derin bir iz bıraktığıydı.En: But if there was one thing certain, it was that Emre left a deep mark on Berfin.Tr: Tüm bu yıllar boyunca, o esrarengiz sır neydi?En: What was that mysterious secret all these years?Tr: Müzenin sessiz bir köşesinde, zamanın izinde kaybolmuş gibi hissettiklerinde, Berfin fırsatı yakaladı.En: In a quiet corner of the museum, when they felt as if they were lost in the traces of time, Berfin seized the opportunity.Tr: Yasemin kısa bir süre için yanlarından ayrıldığında, Berfin sordu: "Emre, okulda tüm o karmaşık zamanlarda neden hep çekingen davrandın?En: When Yasemin stepped away for a short while, Berfin asked: "Why were you always so reserved during all those complicated times at school, Emre?Tr: Hepimizin merak ettiği o sır neydi?"En: What was the secret we were all curious about?"Tr: Emre önce şaşırdı, sonra gülümsedi.En: Emre was surprised at first, then smiled.Tr: "Berfin, bu kadar merak ettirense üzgünüm," dedi ve ekledi, "Aslında o zamanlar öğretmene bir şey söylemek konusunda kararsızdım.En: "I'm sorry if I made you so curious, Berfin," he said, and added, "Actually, back then, I was uncertain about telling the teacher something.Tr: Basit bir soru testte yanlış cevaplandırıldı.En: A simple question was answered incorrectly on a test.Tr: Onca yıl sakladığım şey bu."En: That's what I've been keeping all these years."Tr: Bu yanıt Berfin’i hem şaşırttı hem de rahatlattı.En: This answer both surprised and relieved Berfin.Tr: Anlamıştı ki, hayat basit anlarda gizliydi.En: She understood that life was hidden in simple moments.Tr: Emre'nin sırrı, söylenenlerden ya da düşünülenlerden çok farklıydı.En: Emre's secret was very different from what was said or thought.Tr: Beklentiler ve gerçekler farklıydı.En: Expectations and realities were different.Tr: Berfin, bu basit gerçeğin altında yatan derin harfleri okudu.En: Berfin read the deep letters lying beneath this simple truth.Tr: Bunun üzerine, Emre gülerek ekledi: "Bunu bana daha önce sorsaydın, sana aynı şeyi söylerdim."En: Following this, Emre laughed and added, "If you'd asked me earlier, I would have told you the same thing."Tr: Üçü de bu küçük sır açığa çıktığında ...
    Más Menos
    17 m
  • Snowy Gatherings: Reigniting Civic Hope in Winter's Chill
    Jan 17 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Snowy Gatherings: Reigniting Civic Hope in Winter's Chill Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-17-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Kar taneleri sessizce yerde birikiyordu.En: Snowflakes were quietly accumulating on the ground.Tr: Kışın soğuk nefesi, şehrin her köşesinde hissediliyordu.En: The cold breath of winter was felt in every corner of the city.Tr: Bir binanın kapısında sıcak bir hava dalgası hissetmek mümkündü.En: At the door of a building, it was possible to feel a wave of warmth.Tr: Burası oy verme merkeziydi.En: This was a voting center.Tr: İnsanlar içeriye ağır kabanları ve atkılarıyla giriyordu.En: People were entering with their heavy coats and scarves.Tr: Selin, oy verme merkezi kapısının önünde durdu, çevresini inceledi.En: Selin stood in front of the voting center door, surveying her surroundings.Tr: Kalabalığın arasından eski bir yüz dikkatini çekti.En: An old face in the crowd caught her attention.Tr: Emre'ydi bu.En: It was Emre.Tr: Uzun zamandır yokluğunu bildiği sınıf arkadaşı.En: Her classmate whose absence she had noticed for a long time.Tr: Emre, içerdeki kalabalığın arasında çalışıyor, insanları yönlendiriyordu.En: Emre was working among the crowd inside, directing people.Tr: Selin içeri girdi, koridorun sonundaki boş bir köşeye geçti.En: Selin entered and moved to an empty corner at the end of the corridor.Tr: Gözleri Emre'yi aradı.En: Her eyes searched for Emre.Tr: O, birkaç kişiyle meşguldü, ama yüzünde bıkkın bir ifade vardı.En: He was busy with a few people, but there was a weary expression on his face.Tr: Bu, Emre'nin oylar ve insanların demokrasiye olan inancı hakkında konuşmaya hevesli olmadığı anlamına geliyordu.En: This meant that Emre wasn't eager to talk about votes and people's faith in democracy.Tr: Selin, ona yaklaştı ve selam verdi.En: Selin approached him and greeted him.Tr: "Emre, merhaba!"En: "Emre, hello!"Tr: dedi gülümseyerek.En: she said with a smile.Tr: Emre şaşırdı, ama onu gördüğüne sevindi.En: Emre was surprised but happy to see her.Tr: "Selin!En: "Selin!Tr: Ne zamandır görüşmüyorduk!"En: It's been a long time since we last met!"Tr: dedi, biraz kendini toparlayarak.En: he said, gathering himself a bit.Tr: "Burada çalışıyorsun demek, ne güzel," dedi Selin.En: "So, you're working here, that's nice," said Selin.Tr: "Ama bence bu iş senin için biraz daha önemli olabilir.En: "But I think this job might be a bit more important for you.Tr: Buradaki her bireyin oy kullanması, güçlü bir sese sahip olabilir."En: Each individual voting here can have a strong voice."Tr: Emre kaşlarını çattı.En: Emre frowned.Tr: "Buradaki işim önemli mi ki?En: "Is my job here important?Tr: İnsanlar oy kullanıyor, ama sonra hiçbir şey değişmiyor gibi," dedi umutsuzca.En: People vote, but then it seems like nothing changes," he said hopelessly.Tr: Selin biraz düşündü, sonra kararlı bir sesle konuştu.En: Selin thought for a moment, then spoke with a determined voice.Tr: "Herkes böyle düşünürse, hiçbir şey değişmez.En: "If everyone thinks that way, nothing will change.Tr: Bak, ben bir hikaye anlatacağım sana.En: Look, I'll tell you a story.Tr: Küçükken, ailemdeki herkes oy kullanırdı.En: When I was little, everyone in my family would vote.Tr: Annem, bunu hep topluma olan borcumuz olarak tanıtırdı.En: My mom always presented it as our duty to society.Tr: Oy kullanmak demek, sesini duyurmak demekti."En: Voting meant making your voice heard."Tr: Etrafa toplanan kalabalık sessiz bir şekilde dinliyordu.En: The crowd gathered around was listening silently.Tr: Selin'in hikayesi, odadaki herkesi derinden etkiledi.En: Selin's story deeply affected everyone in the room.Tr: Emre, bu sözlerden etkilendi.En: Emre was touched by these words.Tr: Derin bir nefes alarak "Tüm bunları hiç böyle düşünmemiştim," diyerek itiraf etti.En: Taking a deep breath, he admitted, "I never thought of it like this before.Tr: "Belki olabilir… belki katılabilirim."En: Maybe it could be... maybe I can participate."Tr: "Bu akşam bir topluluk toplantısına katılacağım," dedi Selin.En: "I'm attending a community meeting this evening," said Selin.Tr: "Sen de gel, fikirlerimizi paylaşabiliriz."En: "You should come too, we can share our ideas."Tr: Emre, yeniden parlayan ışıkla Selin’in gözlerine baktı.En: Emre looked into Selin's eyes with a newly lit spark.Tr: "Gelirim," diye yanıtladı.En: "I'll come," he replied.Tr: "Ben de bir şeyler yapabilirim."En: "I can also do something."Tr: O akşam, dışarıdaki ayaz bile, Emre'nin içinde uyanan yeni sıcaklık karşısında hissiz kalmıştı.En: That evening, despite the cold outside, the new warmth awakened inside Emre left him unfazed.Tr: Belki tek bir oy, büyük bir değişim demekti.En: Perhaps a single vote meant a big...
    Más Menos
    16 m
  • The Missing Ballot Box: Emir's Rise to Election Hero
    Jan 17 2026
    Fluent Fiction - Turkish: The Missing Ballot Box: Emir's Rise to Election Hero Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-17-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Soğuk bir kış günüydü.En: It was a cold winter day.Tr: İstanbul'da seçim zamanı gelmişti.En: The election time had come in İstanbul.Tr: İnsanlar kalın kabanlar ve atkılarla sandıklara akın ediyordu.En: People were flocking to the polls in thick coats and scarves.Tr: Seçim merkezi kalabalıktı.En: The election center was crowded.Tr: Havanın soğuduğu bu günlerde içerideki kahve kokusu herkesi ısıtıyordu.En: The scent of coffee inside was warming everyone on these cold days.Tr: Kapının hemen yanında Emir duruyordu.En: Emir was standing right next to the door.Tr: Gözleri sürekli etrafı tarıyordu.En: His eyes were constantly scanning the surroundings.Tr: Seçim gönüllüsüydü.En: He was an election volunteer.Tr: Dürüstlüğe ve demokrasiye inanıyordu.En: He believed in honesty and democracy.Tr: Kendini kanıtlamak istiyordu.En: He wanted to prove himself.Tr: Sabahın erken saatleriydi.En: It was early morning.Tr: Bir dedikodu yayılıyordu.En: A rumor was spreading.Tr: Bir oy sandığı kaybolmuştu.En: A ballot box had gone missing.Tr: Emir'in kalbi hızlı hızlı atmaya başladı.En: Emir's heart began to beat quickly.Tr: Böyle bir skandal insanların güvenini sarsabilirdi.En: Such a scandal could shake people's trust.Tr: "Acaba gerçek mi?"En: "Is it true?"Tr: diye düşündü.En: he thought.Tr: Hemen harekete geçti.En: He immediately sprang into action.Tr: Kemal ve Leyla diğer gönüllülerdi.En: Kemal and Leyla were the other volunteers.Tr: Onlarla konuştu.En: He talked to them.Tr: "Bir süreliğine ortadan kaybolmuştu," dedi Kemal.En: "It was missing for a while," said Kemal.Tr: Leyla ise, "Sonra ne oldu bilmiyoruz," diye ekledi.En: Leyla added, "We don't know what happened afterward."Tr: Emir kararlılıkla sandığı bulmaya karar verdi.En: Determinedly, Emir decided to find the box.Tr: Oyun içinde başka bir oyun mu vardı, yoksa basit bir hata mıydı?En: Was there another game within the game, or was it a simple mistake?Tr: Soruşturmasına başladı.En: He started his investigation.Tr: Diğer gönüllülerden bilgi aldı.En: He gathered information from the other volunteers.Tr: Kimsenin haberi yoktu.En: Nobody had any idea.Tr: Emir, depoyu kontrol etmeye karar verdi.En: Emir decided to check the storage room.Tr: Depoya gitti.En: He went to the storage.Tr: Kapıyı açtı.En: He opened the door.Tr: Rafların arkasına dikkatle baktı.En: He carefully looked behind the shelves.Tr: Birden gözüne bir hareketlilik çarptı.En: Suddenly, he noticed some movement.Tr: Arka tarafta birkaç malzeme yığılıydı ve arasında bir sandık kıpırdanıyor gibiydi.En: A few supplies were stacked in the back, and a ballot box seemed to be stirring among them.Tr: "Bu o mu?"En: "Is that it?"Tr: diye düşünerek yakınlaştı.En: he thought as he approached.Tr: Tam sandığın yanına geldiğinde, öğrencilerin spor botları ve temizlik malzemeleri arasında duran oy sandığını gördü.En: When he got right next to the box, he saw the ballot box sitting among students' sports shoes and cleaning supplies.Tr: Sandık oradaydı!En: The box was there!Tr: Emir sandığı bulmuştu.En: Emir had found the box.Tr: Bir temizlikçi malzemeleri yanlışlıkla yerinden oynatmıştı.En: A cleaner had accidentally moved the supplies around.Tr: Hemen sandığı geri taşıdı.En: He immediately carried the box back.Tr: Zavallı Emir, soğuk terler döküyordu ama artık rahattı.En: Poor Emir was sweating coldly, but he was relieved now.Tr: Sandık yerine konulduğunda, hava birden değişti.En: When the box was put back in place, the atmosphere suddenly changed.Tr: Herkes derin bir nefes aldı.En: Everyone took a deep breath.Tr: Emir artık sadece bir gönüllü değil, güvenilen bir lider olmuştu.En: Emir was no longer just a volunteer; he had become a trusted leader.Tr: Onun azmi ve dürüstlüğü oyların güvende kalmasını sağlamıştı.En: His determination and honesty had kept the votes safe.Tr: O gün, kar altında kalan İstanbul’un soğuk sokakları bile artık daha sıcak geliyordu.En: Even the cold streets of İstanbul blanketed in snow seemed warmer now.Tr: İyi iş çıkarmıştı.En: He had done a good job.Tr: Artık Emir kimsenin gözünde bir acemi değildi.En: Emir was no longer a novice in anyone's eyes.Tr: Kendi gözüyle baktığında bile yeteneklerini daha iyi görüyordu.En: Even when he looked at himself, he could see his abilities more clearly.Tr: Demokrasiye duyduğu inanç, cesaretiyle birleştiğinde çok şey başarabileceğini anlamıştı.En: He realized that when combined with his courage, his belief in democracy meant he could achieve great things.Tr: Bugün yaşadığı tecrübe, onun adını temiz ve saygın bir yerde ...
    Más Menos
    16 m
  • A Legacy in Knots: The Carpet that United Two Souls
    Jan 16 2026
    Fluent Fiction - Turkish: A Legacy in Knots: The Carpet that United Two Souls Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-16-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Soğuk bir kış günüydü.En: It was a cold winter day.Tr: Kapalıçarşı'nın rüzgârla dans eden sokaklarında yine bir kalabalık vardı.En: There was yet again a crowd in the streets of the Kapalıçarşı, where the wind danced.Tr: Her köşe bir hikaye, her tezgâh farklı bir ses... Emir, ailesinden miras kalan bu küçük dükkânında müşteri bekliyordu.En: Every corner had a story, every stall a different sound... Emir was waiting for customers in this small shop, inherited from his family.Tr: Emir'in gözü, ışıltılı lambaların altında parlayan halıya takılı kaldı.En: Emir's eyes lingered on the carpet glistening under the sparkling lamps.Tr: Bu halı, tıpkı ailesinin diğer eserleri gibi, özel bir işe sahipti.En: This carpet, like other artifacts from his family, had a special craftsmanship.Tr: El yapımı, nadir bir parça.En: Handcrafted, a rare piece.Tr: Emir için sadece bir halı değildi; bir sanatın mirasıydı.En: For Emir, it was not just a carpet; it was the legacy of an art.Tr: Bir süre sonra dükkânın kapısından Leyla girdi.En: After a while, Leyla entered through the shop's door.Tr: Leyla, İstanbul'un büyüsüne kapılmış, sanata aç bir genç kadındı.En: Leyla was a young woman captivated by the magic of Istanbul, eager for art.Tr: Yıllardır hayalini kurduğu küçük galerisini yeni açmıştı.En: She had just opened the small gallery she had dreamed of for years.Tr: O gün, başka bir amaç için buradaydı.En: That day, she was there for a different purpose.Tr: Galerisi için bir hazine arıyordu.En: She was searching for a treasure for her gallery.Tr: Leyla'nın gözü hemen Emir'in dikkatle sergilediği o nadide halıya takıldı.En: Leyla's eyes immediately landed on the rare carpet Emir was carefully displaying.Tr: Renkler ve desenler, onu adeta çekim alanına sokmuştu.En: The colors and patterns seemed to draw her in.Tr: İşte, aradığı parça buydu.En: This was the piece she had been looking for.Tr: "Siz bu halıyı nerede dokuttunuz?"En: "Where did you have this carpet woven?"Tr: diye sordu Leyla.En: Leyla asked.Tr: Emir, gururla alın yazısını şöyle yanıtladı: "Bu halı, Türk ustaları tarafından aylarca ilmek ilmek dokundu.En: Emir, proudly responded, "This carpet was woven by Turkish craftsmen, knot by knot, over months.Tr: Her bir deseni, özenle seçildi."En: Each pattern was meticulously chosen."Tr: Leyla, "Hakikaten çok güzel, ama bütçem kısıtlı," dedi.En: Leyla said, "It's truly beautiful, but my budget is limited."Tr: Emir duraksadı.En: Emir paused.Tr: Yıllardır pazarlık yapıyordu ancak bu defa farklıydı.En: He had been bargaining for years, but this time it was different.Tr: Leyla'nın gözlerinde halıya olan sevgisini gördü.En: He saw the love for the carpet in Leyla's eyes.Tr: Onu bu kadar çok istemesi Emir'i gururlandırdı.En: Her desire to have it made Emir proud.Tr: Leyla devam etti, "Bu halı, açtığım galeri için bir dönüm noktası olabilir.En: Leyla continued, "This carpet could be a turning point for the gallery I just opened.Tr: İzleyen herkes, bu zanaatkarlığın ve sanatın ne kadar büyüleyici olduğunu görecek."En: Everyone who sees it will witness how mesmerizing this craftsmanship and art is."Tr: Emir, Leyla'nın sözleriyle derinden etkilendi.En: Emir was deeply moved by Leyla's words.Tr: Kadının tutkusu, işine olan saygısı kıymetliydi.En: Her passion and respect for his work were valuable.Tr: Kendi ailesinin mirasını sürdürmenin başka bir yollarını da keşfetmiş gibiydi.En: He felt as though he had discovered another way to continue his family's legacy.Tr: Sonunda Emir, "Anladım, Leyla Hanım.En: Finally, Emir said, "I understand, Leyla Hanım.Tr: Sizin gibi bir sanatseverin elinde bu halı daha değerli olacak," dedi ve fiyatta Leyla'nın bütçesine uygun bir indirim yaptı.En: In the hands of an art lover like you, this carpet will be more valuable," and he offered a discount that fit Leyla's budget.Tr: Leyla parmaklarına inandığı parçayı sevinçle paketledi.En: Leyla wrapped the piece she believed in with joy.Tr: Leyla, dükkândan çıkarken kalbinde tatmin ve ilham vardı.En: As Leyla left the shop, her heart was full of satisfaction and inspiration.Tr: Emir ise, işinin gerçek değerini bir başka gözle görmüş olmanın mutluluğuyla geride kaldı.En: Emir, on the other hand, was content to have seen the true value of his work through another's eyes.Tr: İkisi de o gün bir şeyler kazanmıştı; Emir, işine olan sevgi ve tutkusunu; Leyla ise, sanat için bir eser kazanmakla bitmeyen o heyecanı.En: Both had gained something that day; Emir, the love and passion for his work; Leyla, the never-ending excitement of acquiring...
    Más Menos
    15 m
  • High-Stakes Redemption: A Night in İstanbul's Card Den
    Jan 16 2026
    Fluent Fiction - Turkish: High-Stakes Redemption: A Night in İstanbul's Card Den Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-16-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'un tarihi kafelerinden birinde, kışın soğuk havası dışarıda, içeride ise bambaşka bir sıcaklık hakimdi.En: In one of İstanbul's historic cafes, the cold winter air was outside, but inside, a completely different warmth prevailed.Tr: Işıklar loş, hava ise sigara dumanıyla doluydu.En: The lights were dim, and the air was filled with cigarette smoke.Tr: Masanın etrafında, birkaç kişi sessizce kartlarını oynuyordu.En: Around the table, a few people were silently playing cards.Tr: Masanın üzerinde yeşil örtü ve cipslerin tıngırtıları vardı.En: There was a green cloth and the tinkling of chips on the table.Tr: Eren, masanın başında tereddütle duruyordu.En: Eren was standing hesitantly at the head of the table.Tr: Bugüne kadar kaybettikleri gözünün önündeydi.En: Everything he had lost up to that day was right before his eyes.Tr: Elinde kalan son cipslere baktı ve içinden derin bir nefes aldı.En: He looked at the last chips in his hand and took a deep breath.Tr: Aklında tek bir şey vardı: Kaybettiği parayı geri almak.En: He had only one thing on his mind: to win back the money he had lost.Tr: Borçlarını kapatmak ve ailesine açıklayamadığı durumu düzeltmek istiyordu.En: He wanted to pay off his debts and fix the situation he couldn't explain to his family.Tr: Aslı, karşısında oturuyordu.En: Aslı was sitting across from him, not taking her eyes off him.Tr: Gözlerini Eren'den ayırmıyordu.En: She had a mysterious aura.Tr: Gizemli bir havası vardı.En: She was a master at winning and seemed to know Eren's secrets.Tr: Kazanmakta ustaydı ve sanki Eren'in sırlarından haberdardı.En: She was watching his every move carefully.Tr: Onun her hareketini dikkatle izliyordu.En: Emre, on the other hand, was sitting in a corner, calmly observing the situation.Tr: Emre ise bir köşede oturmuş, sakin bir şekilde durumu izliyordu.En: As the company's wealthiest investor, he sometimes sat on the sidelines and watched the others.Tr: Firmanın en zengin yatırımcısı olarak bazen kenarda oturup diğerlerini gözlemlerdi.En: He was particularly interested in Eren's situation.Tr: Özellikle Eren'in durumu ilgisini çekmişti.En: Perhaps he would see a turn in the luck of this young man.Tr: Belki de bu genç adamın şansında bir artış görürdü.En: As the game progressed, Eren continued to lose.Tr: Oyun ilerlerken Eren kaybetmeye devam ediyordu.En: His heart was pounding, but nothing showed on his face.Tr: Kalbi sıkışıyor, ancak yüzünde hiçbir şey belli etmiyordu.En: The look in Aslı's eyes was a lash on his confidence.Tr: Aslı'nın gözlerindeki o bakışlar güvenine güven kırbacı vuruyordu.En: Yet Eren had made his decision.Tr: Fakat Eren artık kararını vermişti.En: He needed to play the last hand and remember that he had nothing left to lose.Tr: Son eli oynamalı, kaybedecek bir şeyi olmadığını hatırlamalıydı.En: The final hand arrived.Tr: Son el geldi çattı.En: He put all his chips on the table.Tr: Tüm cipslerini ortaya koydu.En: The smile on the face of Aslı in front of him had turned slightly to worry.Tr: Karşısındaki Aslı'nın gülümsemesi hafifçe endişeye dönmüştü.En: Eren looked at his cards for the last time.Tr: Eren, kartlarına son defa baktı.En: A glimmer of hope appeared in his heart.Tr: Kalbinde bir umut beliriverdi.En: Maybe this time, luck would smile upon him.Tr: Belki de bu sefer şans yüzüne gülecekti.En: The tension reached its peak.Tr: Gerginlik tavan yaptı.En: Aslı revealed her cards.Tr: Aslı kartlarını açtı.En: Eren slowly showed his own cards.Tr: Eren de kendi kartlarını yavaşça gösterdi.En: The expression on Aslı's face froze.Tr: Aslı'nın yüzündeki ifade donup kaldı.En: With a combination she never expected, Eren was the winner.Tr: Hiç beklemediği bir kombinasyonla kazanan Eren'di. Aslı, hayretle eğildi ve Eren’in hak ettiği galibiyeti tebrik etti.En: Aslı bent forward in amazement and congratulated Eren on his well-deserved victory.Tr: Emre uzaktan hafif bir baş selamıyla hayranlığını gizlemedi.En: Emre acknowledged his admiration with a slight nod from afar.Tr: Eren zaferin tadını çıkardı.En: Eren savored the taste of victory.Tr: Yeniden güvenini kazandı.En: He regained his confidence.Tr: Aslı'nın yüzündeki gizemli gülümseme belki de olayları başka bir şekilde değerlendirdiğini gösteriyordu.En: The mysterious smile on Aslı's face perhaps indicated that she was evaluating the events in another way.Tr: Kazanmanın ötesinde, Eren artık hayatını ve sorunlarını daha açık ele almaya karar verdi.En: Beyond winning, Eren decided to approach his life and problems more openly.Tr: Kartların oyununda değil, ...
    Más Menos
    16 m
  • How Teamwork and Creativity Won the Day in Istanbul
    Jan 15 2026
    Fluent Fiction - Turkish: How Teamwork and Creativity Won the Day in Istanbul Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-15-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Kışın soğuk bir sabahıydı.En: It was a cold winter morning.Tr: İstanbul'un yüksek gökdelenlerinden birinin içinde, hareketli bir ofis vardı.En: Inside one of İstanbul's tall skyscrapers, there was a busy office.Tr: Burada herkes hummalı bir şekilde çalışıyordu.En: Here, everyone was working feverishly.Tr: Telefonlar çalıyor, bilgisayarlar sürekli işlem yapıyordu.En: Phones were ringing, and computers were constantly processing.Tr: Emre, ofisteki herkes gibi çok yoğundu.En: Emre, like everyone else in the office, was very busy.Tr: O, işinde oldukça titiz bir proje yöneticisiydi.En: He was a very meticulous project manager in his work.Tr: Özellikle bugün, önemli bir sunum için her şeyin mükemmel olması gerekiyordu.En: Especially today, everything had to be perfect for an important presentation.Tr: Emre'nin hedefi çok büyüktü.En: Emre's goal was very big.Tr: Büyük bir müşteriyi kazanmak istiyordu.En: He wanted to win a major client.Tr: Her şey neredeyse hazırdı ancak bir sorun vardı.En: Almost everything was ready, but there was a problem.Tr: Hazırladıkları sunum dosyasında, yazılımda beklenmedik bir hata olmuştu.En: There was an unexpected error in the software of the presentation file they had prepared.Tr: Zaman daralıyordu ve stres seviyeleri yükselmeye başlamıştı.En: Time was running out, and stress levels were beginning to rise.Tr: Leyla, ofisin yaratıcı grafik tasarımcısı, Emre'nin yanında duruyordu.En: Leyla, the office's creative graphic designer, was standing next to Emre.Tr: Leyla, fırsatı değerlendirmek ve Emre'yi etkilemek istiyordu.En: Leyla wanted to seize the opportunity and impress Emre.Tr: Ancak bu hata her şeyi zorlaştırıyordu.En: But this error was complicating everything.Tr: Emre, normalde her ayrıntıya kendi bakardı ama şimdi Leyla'ya güvenmek zorundaydı.En: Emre usually checked every detail himself, but now he had to rely on Leyla. "Tr: "Leyla, görsel unsurlar sende.En: Leyla, the visual elements are with you.Tr: Sana güveniyorum," dedi.En: I trust you," he said.Tr: Leyla, bu güvene karşılık vermek için elinden gelenin en iyisini yapacaktı.En: Leyla would do her best to reciprocate this trust.Tr: Leyla, yaratıcılığına güvendi.En: Leyla trusted her creativity.Tr: Sunum için yenilikçi ve göze çarpan bir tasarım hazırladı.En: She prepared an innovative and eye-catching design for the presentation.Tr: Zaman kısıtlıydı ama Leyla, her tuşa hızlıca bastı ve işini özenle bitirdi.En: Time was limited, but Leyla quickly tapped each key and finished her work with care.Tr: Ancak, bir sorun daha vardı.En: However, there was another problem.Tr: Sunumun tamamını denediklerinde teknik bir aksilik yaşadılar.En: When they tested the entire presentation, they encountered a technical malfunction.Tr: Slaytlar çalışmıyor, projeksiyon cihazı görünmüyordu.En: The slides weren't working, and the projection device wasn't visible.Tr: Emre ve Leyla hızlıca düşündüler.En: Emre and Leyla thought quickly.Tr: Zekalarını ve ekip çalışmasını birleştirerek, teknik sorunları çözdüler.En: Combining their intelligence and teamwork, they solved the technical problems.Tr: Emre'nin sakinliği ve Leyla'nın pratik zekası, onları kurtardı.En: Emre's calmness and Leyla's practical intelligence saved them.Tr: Sonunda her şey tam zamanında hazırdı.En: In the end, everything was ready just in time.Tr: Sunum başladı.En: The presentation began.Tr: Emre, sakince konuşmaya başladı.En: Emre started speaking calmly.Tr: Leyla'nın hazırladığı görseller ekranda parlıyordu.En: The visuals Leyla prepared were shining on the screen.Tr: Müşteriler etkilendi.En: The clients were impressed.Tr: Sunum sonunda Emre ve Leyla'nın yüzünde bir gülümseme vardı.En: At the end of the presentation, there was a smile on both Emre and Leyla's faces.Tr: Başarılı olmuşlardı.En: They had succeeded.Tr: O gün Emre, ekip arkadaşlarının yeteneklerinden daha fazla faydalanmayı öğrendi.En: That day, Emre learned to make more use of his team members' talents.Tr: Leyla ise zor koşullarda bile parlak fikirler bulabileceğini kanıtladı.En: Leyla proved that she could find brilliant ideas even under difficult conditions.Tr: Kış günü, şimdi her ikisi için de yeni bir başlangıç olmuştu.En: The winter day had now become a new beginning for both of them.Tr: Yüksek gökdelen dışındaki gri kış gökyüzü bile daha aydınlık görünüyordu.En: Even the gray winter sky outside the tall skyscraper looked brighter.Tr: Başarı, herkesin içini ısıttı.En: Success warmed everyone's hearts. Vocabulary Words:meticulous: titizpresentation: sunumclient: müşteriunexpected: ...
    Más Menos
    15 m
  • Navigating Layoffs: Emir's Dilemma and Selin's Rise
    Jan 15 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Navigating Layoffs: Emir's Dilemma and Selin's Rise Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-15-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Emir, cam duvarlarla çevrili ofisinin köşesinden dışarıya, karlarla kaplı şehir manzarasına bakıyordu.En: Emir, glass walls surrounding his office corner, was looking out at the snow-covered cityscape.Tr: Dışarıda sert bir kış olmasına rağmen içeride ofis havası oldukça gerilimliydi.En: Despite the harsh winter outside, the atmosphere inside the office was quite tense.Tr: Havada, şirketin küçülmeye gideceği ve işten çıkarma kararlarının yakında açıklanacağı dedikoduları dolaşıyordu.En: Rumors were circulating about the company downsizing and that layoff decisions would soon be announced.Tr: Emir, on yıldan fazla bir süredir bu şirkette çalışıp bir proje yöneticisi olmuştu.En: Emir had worked at this company for over ten years and had become a project manager.Tr: İşini seviyordu ve statüsünü korumak istiyordu.En: He loved his job and wanted to maintain his status.Tr: Ancak, genç ve enerjik stajyer Selin'in ofisteki varlığı onu tedirgin ediyordu.En: However, the presence of young and energetic intern Selin in the office was making him uneasy.Tr: Selin, pozitif enerjisi ve yenilikçi fikirleriyle Emir'in dikkatini çekmişti.En: Selin, with her positive energy and innovative ideas, had caught Emir's attention.Tr: Ancak, bu fikirler Emir'i endişelendiriyordu; belki de Selin, onun yerini alabilirdi.En: However, these ideas worried Emir; perhaps Selin could take his place.Tr: Yine de Selin'in çabalarını görmek etkileyiciydi ve Emir ona rehberlik etmekle yükümlüydü.En: Nonetheless, seeing Selin's efforts was impressive, and Emir was obliged to guide her.Tr: Ofisteki herkes toplantı odasına doldular.En: Everyone in the office gathered in the meeting room.Tr: Şirketin yönetici direktörü, küçülme ve işten çıkarmalar hakkında konuşmaya başlarken odada sessizlik hâkimdi.En: As the company's managing director began speaking about downsizing and layoffs, silence prevailed in the room.Tr: Emir, Selin'in bu tür bir habere nasıl tepki vereceğini merak ediyordu.En: Emir wondered how Selin would react to such news.Tr: Genç kız kendine güveniyor ve bir sunum hazırlıyordu.En: The young woman was confident and preparing a presentation.Tr: Selin, toplantıda söz aldı.En: Selin took the floor at the meeting.Tr: Grafiklerle ve verilerle zenginleştirilmiş bir plan sundu.En: She presented a plan enriched with graphics and data.Tr: Bu plan, departmanın hem maliyetleri düşürmesini hem de verimliliği artırmasını sağlayacaktı.En: This plan would allow the department to both reduce costs and increase efficiency.Tr: Odadaki herkes dikkatle dinliyordu, özellikle Emir.En: Everyone in the room listened carefully, especially Emir.Tr: Ancak Selin'in önerileri, biraz da korkuttu onu; çünkü bu denli başarılı bir öneri Emir'in pozisyonunu riske sokabilirdi.En: However, Selin's proposals frightened him a bit; because such a successful proposal could put his position at risk.Tr: Selin konuşmasını bitirdiğinde odada kısa bir sessizlik yaşandı.En: When Selin finished her talk, a brief silence occurred in the room.Tr: Emir'in karar verme zamanı gelmişti.En: It was time for Emir to make a decision.Tr: Ya Selin'i destekleyecekti ya da kendi konumunu koruma yoluna gidecekti.En: He would either support Selin or choose to protect his own position.Tr: Sonunda, Emir ayağa kalktı ve Selin'in planının departman için bir fırsat olduğunu belirtti.En: Ultimately, Emir stood up and stated that Selin's plan was an opportunity for the department.Tr: Onun tecrübesi ve Selin'in yenilikçi fikirleriyle iyi bir ekip olacaklarını vurgulayarak sunumu destekledi.En: Emphasizing that with his experience and Selin's innovative ideas, they would make a good team, he supported the presentation.Tr: Bu destek, hem Selin'in kalıcı bir pozisyon almasına hem de Emir'in şirketteki yerini sağlamlaştırmasına yol açtı.En: This support led to Selin securing a permanent position and Emir solidifying his place in the company.Tr: Yönetim, Emir'in de katkısıyla Selin'in planını uygulamaya karar verdi.En: With Emir's contribution, the management decided to implement Selin's plan.Tr: Bu olaydan sonra Emir, yeni fikirlere ve işbirliğine açık olmanın ne kadar önemli olduğunu anladı.En: After this event, Emir realized how important it was to be open to new ideas and collaboration.Tr: Selin ise takım çalışmasının ve üstlere saygının kariyerinde ne kadar değerli olduğunu gördü.En: Selin, on the other hand, saw how valuable teamwork and respect for superiors were to her career.Tr: Şirketin karla kaplı manzarası, artık yeni umutlarla doluydu.En: The snow-covered landscape of the company was now filled with new hopes.Tr:...
    Más Menos
    15 m
  • Overcoming Stage Fright: A Talent Show Triumph
    Jan 14 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Overcoming Stage Fright: A Talent Show Triumph Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-14-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Emirhan güneşli bir kış sabahında uyandı.En: Emirhan woke up on a sunny winter morning.Tr: Pencereden dışarı bakınca, karla kaplı bahçeyi gördü.En: When he looked outside through the window, he saw the garden covered in snow.Tr: Bugün önemli bir gündü.En: Today was an important day.Tr: Gated community'nin içinde bir okul yetenek gösterisi düzenlenecekti.En: A school talent show was going to be held within the gated community.Tr: Emirhan, bu etkinliğin lideriydi.En: Emirhan was the leader of this event.Tr: Herkes ondan iyi bir gösteri bekliyordu ve Emirhan onların beklentisini karşılamak istiyordu.En: Everyone expected a good show from him, and Emirhan wanted to meet their expectations.Tr: Ancak, içinde derin bir endişe vardı: sahne korkusu.En: However, he had a deep anxiety inside: stage fright.Tr: Emirhan okula vardığında, Leyla ve Zehra çoktan prova yapıyordu.En: When Emirhan arrived at school, Leyla and Zehra were already rehearsing.Tr: Leyla'nın sesi hafif bir melodi gibi odayı dolduruyordu.En: Leyla's voice filled the room like a gentle melody.Tr: Zehra piyanosuyla ona eşlik ediyordu.En: Zehra accompanied her on the piano.Tr: Zehra, yeni bir öğrenci olduğundan, Emirhan onun uyum sağlayıp sağlamayacağını merak ediyordu.En: Since Zehra was a new student, Emirhan wondered whether she would be able to adapt.Tr: Ancak, her seferinde Zehra'nın parmakları tuşlar üzerinde gezindiğinde, Emirhan'ın içindeki şüphe inceliyor ve naif bir melodiye dönüşüyordu.En: However, each time Zehra's fingers glided across the keys, Emirhan's doubts melted away and turned into a delicate melody.Tr: Emirhan, Leyla ve Zehra'yı bu yetenek gösterisi için bir araya getirme kararı almıştı.En: Emirhan had decided to bring Leyla and Zehra together for this talent show.Tr: Leyla'nın sesi ve Zehra'nın piyano becerileri birleşince, ortaya muazzam bir performans çıkabilirdi.En: Combining Leyla's voice and Zehra's piano skills could result in an amazing performance.Tr: Fakat Emirhan için daha büyük bir sınav kendi şiiriydi.En: However, a bigger challenge for Emirhan was his own poem.Tr: İlk kez sahnede kendi yazdığı bir şiiri okuyacaktı.En: For the first time, he would read a poem he had written himself on stage.Tr: Olası bir başarısızlıktan korkuyordu.En: He was afraid of a possible failure.Tr: Gösteri saatine yaklaşıyordu.En: The time for the show was approaching.Tr: Herkes toplandı, yerlerine oturdu.En: Everyone gathered and took their seats.Tr: Heyecan doruktaydı.En: Excitement was at its peak.Tr: Emirhan sahneye çıkarken ışıklar aniden gitti.En: As Emirhan stepped onto the stage, the lights suddenly went out.Tr: Salonda bir uğultu başladı.En: A murmur started in the hall.Tr: Emirhan paniklemek üzereydi.En: Emirhan was about to panic.Tr: Sonra, derin bir nefes aldı.En: Then, he took a deep breath.Tr: Kendine güvenmek zorundaydı.En: He had to trust himself.Tr: Leyla ve Zehra'ya dönüp, “Elektrik olmadan da harika bir şey yapabiliriz,” dedi.En: Turning to Leyla and Zehra, he said, “We can create something wonderful even without electricity.”Tr: Zehra piyanonun başına geçti, Leyla ise yanına oturdu.En: Zehra took her place at the piano, and Leyla sat next to her.Tr: Leyla'nın melodik sesi piyanonun akustik sesiyle birleşince, salon bir anda sessizleşti.En: As Leyla's melodic voice combined with the acoustic sound of the piano, the hall suddenly went quiet.Tr: İnsanlar bu samimi performansa hayran kaldı.En: People were captivated by this sincere performance.Tr: Son olarak Emirhan, karanlıkta bir mum alıp ortalığa ilerledi.En: Finally, Emirhan took a candle in the darkness and stepped forward to the stage.Tr: Sadece mum ışığında sahneye çıkıp şiirini okumaya başladı.En: In the candlelight, he began to read his poem.Tr: Sesinde kararlı bir ton vardı.En: There was a decisive tone in his voice.Tr: Salondaki herkes sessizce onu dinledi.En: Everyone in the hall listened to him in silence.Tr: Şiiri sona erdiğinde, büyük bir alkış koptu.En: When his poem concluded, a great applause erupted.Tr: Emirhan kendini, bir güç ve cesaret dalgası içinde hissetti.En: Emirhan felt a wave of strength and courage within himself.Tr: O an, sahnede kendi gibi olmanın ne kadar önemli olduğunu anladı.En: At that moment, he understood how important it was to be himself on stage.Tr: Leyla ve Zehra ile olan bağı daha da güçlendi.En: His bond with Leyla and Zehra strengthened even more.Tr: Artık sahne korkusu onu eskisi kadar etkilemeyecekti.En: Stage fright would no longer affect him as much as it used to.Tr: İşbirliği ve dostlukla, her engelin üstesinden gelebileceğini gördü.En: With collaboration ...
    Más Menos
    16 m
adbl_web_global_use_to_activate_DT_webcro_1694_expandible_banner_T1