Episodios

  • Misplaced Miracles: A Market Adventure to Remember
    Jan 5 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Misplaced Miracles: A Market Adventure to Remember Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-05-08-38-19-tr Story Transcript:Tr: Güneşli Pazar Yeri, kış rüzgarına rağmen cıvıl cıvıl ve hareketliydi.En: The Güneşli Sunday Market was bustling and lively despite the winter wind.Tr: Emir, kalın atkısıyla mutlulukla pazar alanına adım attı.En: Emir stepped into the market area happily with his thick scarf.Tr: Az önce geçmiş olan Yeni Yıl kutlamalarının etkileri hala etrafta hissediliyordu.En: The effects of the recent New Year celebrations could still be felt around.Tr: Rengarenk laleler, sokak tezgahlarının köşelerini süslüyor, satıcılar sıcak sahlep ve kestane satıyordu.En: Colorful tulips adorned the corners of the street stalls, and vendors were selling hot sahlep and chestnuts.Tr: Emir, arkadaşları Leyla ve Ahmet için geç bir Yeni Yıl partisi düzenlemek istiyordu.En: Emir wanted to organize a late New Year’s party for his friends Leyla and Ahmet.Tr: Fakat Emir çok unutkandı.En: However, Emir was quite forgetful.Tr: Bu yüzden bir liste hazırlamıştı.En: So he had prepared a list.Tr: Ancak liste bir anda ortadan kayboldu.En: But suddenly, the list disappeared.Tr: Şimdi sadece hafızasına güvenmek zorundaydı.En: Now, he had to rely solely on his memory.Tr: Ama Emir’in hafızası pek de güvenilir değildi.En: But Emir's memory was not very reliable.Tr: İlk durağı sebze tezgahıydı.En: His first stop was the vegetable stall.Tr: “Kereviz ihtiyacım vardı, değil mi?” diye düşündü.En: “I needed celery, right?"Tr: Ama aslında avokado lazımdı.En: he thought.Tr: Yanlış malzemeyle yoluna devam etti.En: But in fact, he needed avocados.Tr: Ardından kuruyemiş tezgahına uğradı.En: Continuing on with the wrong ingredient, he then stopped by the nuts stall.Tr: Kuş üzümleri alacağına, eve cevizle döndü.En: Instead of getting currants, he returned home with walnuts.Tr: Emir’in yolculuğu neşeli bir karmaşaya dönüşüyordu.En: Emir's journey was turning into a joyful chaos.Tr: Her köşe başında küçük bir meydan gösterisi vardı.En: There was a small street performance at every corner.Tr: Emir bir grubun yaptığı minik kukla şovuna kapıldı.En: Emir got captivated by a group’s miniature puppet show.Tr: Bir süre unutulan malzeme listesini hatırlamayacak kadar eğlendi.En: He enjoyed himself so much that he forgot to remember the missing ingredient list for a while.Tr: Tam o sırada Leyla ve Ahmet, Emir’i fark etti.En: Just then, Leyla and Ahmet noticed Emir.Tr: Yanına geldiklerinde Emir, elleri dolu ama kafası karışıktı.En: When they approached him, Emir had his hands full but his head was confused.Tr: “Neler oluyor?” diye sordular gülerek.En: “What’s going on?” they asked, laughing.Tr: Emir çaresizce olan biteni anlattı.En: Emir helplessly explained what had happened.Tr: Leyla ve Ahmet duruma güldü.En: Leyla and Ahmet laughed at the situation.Tr: Beraber alışveriş yapmaya devam etmeye karar verdiler.En: They decided to continue shopping together.Tr: Üç arkadaş pazardaki renkli kalabalığa karıştı.En: The three friends mingled with the colorful crowd at the market.Tr: Yanlış malzemeleri düzeltmek için tekrar tezgahları dolaştılar.En: They went around the stalls again to correct the wrong ingredients.Tr: Her durak gülümseyen yüzlerle ve kahkahalarla doluydu.En: Every stop was filled with smiling faces and laughter.Tr: Emir, bir şeyin daha farkına vardı: Bu kaosun aslında eğlenceli bir yanı vardı.En: Emir realized something else: There was actually a fun side to this chaos.Tr: Günün sonunda, Emir’in hazırlamak istediği mükemmel parti olmadı belki ama Leyla ve Ahmet ile eğlenceli bir gün yaşadı.En: At the end of the day, maybe Emir didn’t throw the perfect party he wanted to, but he had a fun day with Leyla and Ahmet.Tr: Emir, mükemmellikten çok arkadaşlık ve birlikte olmanın daha değerli olduğunu anladı.En: Emir understood that friendship and being together were more valuable than perfection.Tr: Bu kargaşa onları daha çok birbirine yaklaştırmıştı.En: This chaos had brought them closer together.Tr: Pazar yerinden ayrılırken üç arkadaş da gülümsüyordu.En: As they left the market, all three friends were smiling.Tr: Çünkü aslında gerçek kutlama, yan yana olmak ve birlikte gülmekti.En: Because the real celebration was being side by side and laughing together.Tr: Tuliplerin ve tatlıların eşliğinde, hayatın sunduğu sürprizleri kucaklamak her zaman daha güzeldi.En: Accompanied by tulips and sweets, embracing the surprises life offered was always better. Vocabulary Words:bustling: cıvıl cıvıllively: hareketliadorned: süslüyorvendors: satıcılarreliable: güvenilirvegetable stall: sebze tezgahıcurrants: kuş üzümleriwalnuts: cevizjoyful: ...
    Más Menos
    15 m
  • From Hidden Sketches to New Beginnings
    Jan 4 2026
    Fluent Fiction - Turkish: From Hidden Sketches to New Beginnings Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-04-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: İstanbul'un sakin bir mahallesinde, karla kaplı sokaklar, çocuk cıvıltıları ve otobüs duraklarına doğru yürüyen kalabalık vardı.En: In a quiet neighborhood of İstanbul, the snow-covered streets were filled with the chatter of children and the crowd walking towards the bus stops.Tr: Sabahın erken saatlerinde, Boğaz'dan gelen feribotun sesi duyuluyordu.En: In the early morning, the sound of the ferry coming from the Boğaz could be heard.Tr: Bu soğuk kış sabahı, okulların kış tatilinden sonraki ilk günüydü.En: This cold winter morning was the first day after the schools' winter break.Tr: Emir, yeni bir başlangıca hazırdı.En: Emir was ready for a new beginning.Tr: Okulun ılık atmosferi ve arkadaşlarıyla yapacağı sohbetler onu heyecanlandırıyordu.En: The warm atmosphere of the school and the conversations he would have with friends excited him.Tr: Ancak Emir'in gizli bir tutkusu vardı: Sanat.En: However, Emir had a secret passion: art.Tr: Bu ilgisini kimseyle paylaşmak istemez, çizimlerini saklı tutardı.En: He did not want to share this interest with anyone and kept his drawings hidden.Tr: Yeni arkadaşlar edinmek ve sevdiği sanatı paylaşmak istiyordu ama ya alay ederlerse?En: He wanted to make new friends and share the art he loved, but what if they mocked him?Tr: İlk derse girerken üzerindeki ceketin içinde çizim defterini sıkı sıkı tuttu.En: As he entered the first class, he clutched his sketchbook tightly inside his jacket.Tr: Bu defter, kendisi için bir hazineden farksızdı.En: This notebook was nothing short of a treasure for him.Tr: Kendi dünyasını yansıtan sayfaları, belki de bugün yeni bir kapı açacaktı.En: The pages reflecting his own world might open a new door today.Tr: Öğlen, yemekhanedeki masalar öğrencilerle doluydu.En: At noon, the tables in the cafeteria were filled with students.Tr: Herkes tatil anılarını paylaşıyordu.En: Everyone was sharing their holiday memories.Tr: Emir, yan masadaki Leyla ve Oğuz’u fark etti.En: Emir noticed Leyla and Oğuz at the neighboring table.Tr: Onlar da sanatla ilgileniyorlarmış gibi kulağına çalınıyordu konuşmaları.En: Their conversation suggested that they might be interested in art as well.Tr: Cesaretini toplayarak defterini çıkardı ve karıştırmaya başladı.En: Gathering his courage, he took out his notebook and began to flip through it.Tr: O sırada Leyla’nın gözü döndü, Emir’in elindeki deftere.En: Meanwhile, Leyla caught sight of Emir's notebook.Tr: "Emir, bunları sen mi çizdin?En: "Emir, did you draw these?Tr: Çok güzel görünüyor!"En: They look amazing!"Tr: dedi Leyla, gözleri parlayarak.En: said Leyla, her eyes shining.Tr: Oğuz da hemen yanına geldi.En: Oğuz immediately joined her.Tr: "Gerçekten harika işler çıkarmışsın!"En: "You've really created some great work!"Tr: diye ekledi.En: he added.Tr: Başta utansa da, Emir çizimlerini göstermek için defteri açtı.En: Though he was initially shy, Emir opened the notebook to show his drawings.Tr: Kısa bir süre sonra herkes etrafında toplanmış, çizimlerine bakıyordu.En: Shortly after, everyone gathered around, looking at his drawings.Tr: Birkaç kişi alay etmeye kalkıştı ama Leyla ve Oğuz onları susturdu.En: A few people tried to tease, but Leyla and Oğuz silenced them.Tr: "Sanat kulübümüz var, katılmak ister misin?"En: "We have an art club, would you like to join?"Tr: diye sordu Oğuz.En: Oğuz asked.Tr: O an, Emir içinde bir cesaret buldu.En: At that moment, Emir found courage within himself.Tr: Artık kendini gizlemek istemiyordu.En: He no longer wanted to hide.Tr: "Evet, katılmak isterim!"En: "Yes, I would like to join!"Tr: dedi gülümseyerek.En: he said with a smile.Tr: Artık okula gitmek daha keyifliydi.En: Going to school was now more enjoyable.Tr: Sanat ile ilgili heyecanını paylaşabileceği yeni arkadaşlara sahip olmuştu.En: He had new friends with whom he could share his excitement for art.Tr: Kendine olan güveni artıyor, her gün biraz daha kabul gördüğünü hissediyordu.En: His confidence was growing, and he felt more accepted with each passing day.Tr: Mahallenin soğuk kış günleri Emir için artık çok daha sıcak geçiyordu.En: The cold winter days of the neighborhood were now much warmer for Emir.Tr: Çünkü sonunda, gerçekten o olduğu için kabul edilmişti.En: Because finally, he was accepted for who he truly was. Vocabulary Words:neighborhood: mahallechatter: cıvıltıcrowd: kalabalıkferry: feribotearly: erkenbreak: tatilpassion: tutkusecret: gizlimocked: alay etmekclutched: sıkı sıkı tutmaksketchbook: çizim defteritreasure: hazinereflecting: yansıtmakcourage: cesaretflip through: karıştırmakshining: parlamaksilenced: ...
    Más Menos
    15 m
  • Snowflakes & Reconciliation: A Journey Back to Family Bonds
    Jan 4 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Snowflakes & Reconciliation: A Journey Back to Family Bonds Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-04-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Ocak ayının ortasında, kar taneleri İstanbul'un sessiz bir mahallesine hafifçe düşüyordu.En: In the middle of January, snowflakes were gently falling on a quiet neighborhood in İstanbul.Tr: Kerem, elinde bavuluyla apartmanın merdivenlerinden yavaşça yukarı çıkıyordu.En: Kerem was slowly climbing the stairs of the apartment with his suitcase in hand.Tr: Her adımda, kalbindeki özlem ve heyecan birbirine karışıyordu.En: With each step, the longing and excitement in his heart intertwined.Tr: Yıllar önce, üniversite eğitimi için yurt dışına gitmişti ve uzun süre ailesini ihmal etmişti.En: Years ago, he had gone abroad for his university education and had neglected his family for a long time.Tr: Şimdi ise, ailesiyle tekrar bağ kurmak için geri dönmüştü.En: Now, he was back to reconnect with his family.Tr: Kerem, annesi Leyla ve babası Ahmet ile bir araya gelmek için alçakgönüllü bir apartman dairesine geldi.En: Kerem arrived at a humble apartment to reunite with his mother Leyla and father Ahmet.Tr: Daire, sıcak ve samimi bir havaya sahipti.En: The apartment had a warm and intimate atmosphere.Tr: Salonun köşelerinde eski fotoğraflar, yılların birikimini sergiliyordu.En: Old photographs in the corners of the living room showcased the accumulation of years.Tr: Duvarlardaki resimler Kerem'e çocukluk anılarını hatırlatıyor, geçmişin izlerini gözleri önüne seriyordu.En: The pictures on the walls reminded Kerem of childhood memories, laying the traces of the past before his eyes.Tr: Yaşadığı yabancılaşma duygusu içini kemirirken, içeri girdi.En: As he entered, the feeling of estrangement gnawed at him.Tr: Leyla, oğlunu kapıda karşıladı.En: Leyla greeted her son at the door.Tr: Yüzündeki ifade, özlem ve tereddüt arasında gidip geliyordu.En: The expression on her face wavered between longing and hesitation.Tr: Ahmet ise sehpanın yanında duran büyük bir kanepeye oturmuş, sessizce gazetesini okumaktaydı.En: Ahmet was sitting quietly on a large sofa next to the coffee table, reading his newspaper.Tr: Kerem, annesine doğru bir adım attı.En: Kerem took a step toward his mother.Tr: Derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.En: Taking a deep breath, he began to speak.Tr: "Anne," dedi, sesi biraz titrek.En: "Mom," he said, his voice a bit shaky.Tr: "Buradayım.En: "I'm here.Tr: Özür dilerim.En: I'm sorry.Tr: Geçen yıllar... Mesafeler...En: The years that passed...Tr: Belki yeterince aramış gibi gözükmedim."En: The distances... Perhaps I didn't seem to call enough."Tr: Leyla bir an için duraksadı.En: Leyla paused for a moment.Tr: Sözler, Kerem'in beklediği gibi soğuk duvarlarda yankı yapmadı.En: The words did not echo off cold walls as Kerem had expected.Tr: Onun yerine, gözlerinin ucunda ince bir yaş belirdi.En: Instead, a fine tear appeared at the corner of her eye.Tr: "Oğlum," dedi Leyla, sesinde derin bir duygusallık.En: "My son," said Leyla, with deep emotion in her voice.Tr: "Senin burada olman yeter.En: "Your being here is enough.Tr: Her şeyden önemlisi buysa," diyerek Kerem'e sarıldı.En: Above all, that's what matters," she said, embracing Kerem.Tr: Bu şefkatli an, Kerem'in içinde bir rahatlama hissini büyüttü.En: This affectionate moment grew a sense of relief within Kerem.Tr: Yanındaki Ahmet, sessizliği bozarak yanlarına geldi.En: Beside him, Ahmet broke the silence and came over to them.Tr: Ardından o da Kerem'e sarıldı.En: Then he too hugged Kerem.Tr: Üçü de birbirine sıkıca sarılıp o anın tadını çıkardılar.En: All three embraced each other tightly, savoring the moment.Tr: Kerem, onlarla birlikte olurken içindeki ağırlığın hafiflediğini hissetti.En: Kerem felt the weight inside him lighten as he was with them.Tr: O akşam, aile bir araya toplanarak masanın etrafında yemek yedi.En: That evening, the family gathered together around the table for dinner.Tr: Gece boyunca gülüşler ve anılar havada dolaştı.En: Throughout the night, laughter and memories filled the air.Tr: Kerem, kaybettiği zaman dilimini bir nebze de olsa telafi ettiğini hissediyordu.En: Kerem felt that he was somewhat compensating for the lost time.Tr: Sonunda, Leyla ve Ahmet için hazırladığı teşekkürlerini içten bir "iyi ki varsınız"la tamamladı.En: In the end, he concluded his thanks prepared for Leyla and Ahmet with a heartfelt "I am grateful you exist."Tr: Böylelikle, Kerem ailesiyle olan bağlarını yeniden onarıp, eski sıcaklığı yeniden yakalamıştı.En: Thus, Kerem repaired his bonds with his family and regained the old warmth.Tr: Açılan diyalog, içtenlik ve sevgi, Kerem'e ailenin önemini bir kez daha gösterdi.En: The dialogue opened up, along with ...
    Más Menos
    17 m
  • Finding Inspiration and Friendship in Taksim Meydanı
    Jan 3 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Finding Inspiration and Friendship in Taksim Meydanı Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-03-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Kış mevsiminde, İstanbul'un kalbinde, Taksim Meydanı'nın büyüleyici havası herkesi etkisi altına almıştı.En: In the winter season, at the heart of İstanbul, the enchanting atmosphere of Taksim Meydanı had captivated everyone.Tr: Işıklar, meydanın dört bir yanını aydınlatıyordu.En: Lights were illuminating the square from all sides.Tr: İnsanlar, yeni yılı karşılamak için burada toplanmış, neşe içinde kutlamalara katılıyordu.En: People had gathered here to welcome the new year, joyfully participating in the celebrations.Tr: Rüzgar hafifçe esiyor, ama soğuğa rağmen kimsenin keyfini bozmuyordu.En: The wind was blowing gently, but despite the cold, no one's joy was diminished.Tr: Emre, büyük bir kalabalığın arasında gitarını çalmaya hazırlanıyordu.En: Emre was preparing to play his guitar amidst a large crowd.Tr: Uzun süredir müziğe dair yeni fikirler bulamıyordu.En: He hadn't been able to come up with new ideas related to music for a long time.Tr: Bugün, Taksim Meydanı'nda çalarak ilham arayacaktı.En: Today, he was going to seek inspiration by playing at Taksim Meydanı.Tr: Bir umutla derin bir nefes aldı ve tellerden çıkan ilk notalarla birlikte insanlar yavaşça etrafında toplanmaya başladı.En: With hope, he took a deep breath, and as the first notes emerged from the strings, people slowly began to gather around him.Tr: Kalabalığın biraz uzağında, Leyla kamerayı eline almıştı.En: A little away from the crowd, Leyla had picked up her camera.Tr: O da mükemmel anı arıyordu.En: She was also searching for the perfect moment.Tr: Herkesin neşesi, bu sahneyi ölümsüz kılmak için Leyla'ya ilham veriyordu.En: Everyone's joy inspired Leyla to immortalize this scene.Tr: Fakat kalabalık çok fazlaydı ve doğru açıyı yakalamakta zorlanıyordu.En: However, the crowd was too large, and she was having trouble finding the right angle.Tr: Kendi kendine "Biraz daha yaklaşırsam belki..." diyerek daha da kalabalığın içine girmeye karar verdi.En: She told herself, "Maybe if I get a little closer..." and decided to move further into the crowd.Tr: Emre'nin elleri gitarın üzerinde dans ederken, Leyla bir anda Emre'yi fark etti.En: As Emre's hands danced over the guitar, Leyla suddenly noticed him.Tr: Müzik, Taksim Meydanı'nın sesine karışmış, etrafındaki herkesi büyülemişti.En: The music blended into the sound of Taksim Meydanı, enchanting everyone around.Tr: Leyla, bu büyülü anı kaçırmamalıydı.En: Leyla couldn't miss this magical moment.Tr: Kamerasını kaldırdı, müzik eşliğinde deklanşöre bastı.En: She raised her camera and pressed the shutter in tune with the music.Tr: Çektiği fotoğraf, Emre'nin çalarken verdiği içtenliği ve meydanın enerjisini bir arada sunuyordu.En: The photo she captured presented Emre's sincerity as he played and the energy of the square all in one.Tr: Performans sona erdiğinde, Emre etrafına bakındı.En: When the performance ended, Emre looked around.Tr: Gözleri, kalabalık arasında Leyla'yla buluştu.En: His eyes met Leyla among the crowd.Tr: Emre için bu bir ilham anıydı.En: It was an inspiring moment for Emre.Tr: O an, Leyla karşısında durmuş, büyük bir gülümsemeyle ona doğru yaklaşıyordu.En: At that moment, Leyla stood before him, approaching with a big smile.Tr: "Fotoğrafını çektim," dedi coşkuyla, "Müziğinle sahneyi ve geceyi yakaladın."En: "I took your photo," she said excitedly, "You captured the stage and the night with your music."Tr: Emre, Leyla'nın samimiyeti karşısında hem şaşırmış hem de memnun olmuştu.En: Emre, surprised yet pleased by Leyla's sincerity, started exchanging a few sentences with her.Tr: Birkaç cümle sonra, ikisi de bir araya gelip projelerinden bahsetmeye başladılar.En: Then, the two began to talk about their projects.Tr: Leyla'nın çektiği fotoğrafla Emre'nin müziği bir araya gelirse, ortaya neler çıkabilirdi?En: What could come out if Leyla's photo combined with Emre's music?Tr: Birlikte çalışmaya karar verdiler ve böylece hem Emre yeni bir ilham kaynağı buldu hem de Leyla, beklenmedik güzelliklerin peşinden gitmenin değerini anladı.En: They decided to work together, and thus both Emre found a new source of inspiration and Leyla understood the value of chasing unexpected beauties.Tr: Taksim Meydanı, bu yeni dostluğu kutluyor gibiydi.En: Taksim Meydanı seemed to be celebrating this new friendship.Tr: Emre ve Leyla, yeni yılın bu başlangıcını, yarattıkları küçük mucizelerle süslemişti.En: Emre and Leyla adorned this beginning of the new year with the small miracles they created.Tr: Öyle ki, bazen ilham ve güzel anlar, tam da en beklenmedik zamanlarda karşımıza...
    Más Menos
    15 m
  • Unlocking Hidden Legacies: The Secret Within Kapalıçarşı
    Jan 3 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Unlocking Hidden Legacies: The Secret Within Kapalıçarşı Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-03-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: İstanbul’un kalbinde, kışın soğuk rüzgarlarıyla sallanan Kapalıçarşı, daima canlıydı.En: In the heart of İstanbul, the Kapalıçarşı, swaying with the cold winter winds, was always lively.Tr: Dar sokaklar, renkli dükkânları ile dolup taşar, baharat kokuları havada asılı kalırdı.En: The narrow streets overflowed with colorful shops, and the scent of spices hung in the air.Tr: Bugün, Emir'in dükkânında farklı bir heyecan vardı.En: Today, there was a different excitement in Emir's shop.Tr: Aniden ortaya çıkan bir sır, eski duvarın ardındaki kilitli kasa, Emir’in kafasını karıştırdı.En: A secret that suddenly appeared—a locked safe behind an old wall—confused Emir.Tr: Dedelerinden kalma dükkânın bir köşesinin, yıllarca gözlerden uzakta kalması, genç dükkân sahibinin merakını cezbediyordu.En: A corner of the shop, inherited from his grandfathers, having remained hidden for years, intrigued the young shop owner.Tr: Emir, ailesinin mirasını korumak istiyordu.En: Emir wanted to preserve his family's legacy.Tr: Ancak, bir yandan planlanan tadilatın hızla başlaması, sırrı açığa çıkarmadan önce zamanla yarışmasına neden oluyordu.En: However, the quickly planned renovation starting soon caused him to race against time before uncovering the secret.Tr: Yardıma ihtiyacı vardı ve bunu, eski bir arkadaş olan Zeynep’te buldu.En: He needed help, and he found it in Zeynep, an old friend.Tr: Zeynep, daima meraklı bir gazeteci olmuştu.En: Zeynep had always been a curious journalist.Tr: Bu keşif, onun için bulunmaz bir habercilik fırsatıydı.En: This discovery was an unmatched opportunity for her journalistic career.Tr: Emir, Zeynep’i durumdan haberdar etti ve birlikte, çözüm yolunu bulmaya koyuldular.En: Emir informed Zeynep about the situation, and together, they set out to find a solution.Tr: Oğuz’un kapısını çaldıklarında, emekli çilingir onları sıcak bir çayla karşıladı.En: When they knocked on Oğuz's door, the retired locksmith greeted them with a warm tea.Tr: Emir, Oğuz’a güveniyordu.En: Emir trusted Oğuz.Tr: Kapalıçarşı'nın eski günlerini bilen bu adam, belki de sırrın anahtarını bulabilirdi.En: This man, who knew the old days of the Kapalıçarşı, might have found the key to the secret.Tr: Oğuz, kasaya göz ucuyla bakıp başını salladı.En: Oğuz glanced at the safe and nodded.Tr: Bu iş, emekli olmasına rağmen hâlâ onun içindeki ustayı uyandırmıştı.En: Despite being retired, this task awakened the master within him.Tr: Geceleri, dükkân ıssızlaşıp sokaklar sakinleştiğinde, üçlü gizlice çalışmalara başladı.En: At night, when the shop grew desolate and the streets calmed down, the trio began secretly working.Tr: Emir ve Zeynep, kasanın tarihi araştırmasını üstlenirken, Oğuz eski aletleriyle kasanın kilidini açmaya uğraşıyordu.En: While Emir and Zeynep took on the historical research of the safe, Oğuz was trying to unlock the safe with his old tools.Tr: Her geçen gün tadilat ekibinin yaklaştığını bilmek, gerilimlerini artırıyordu.En: Knowing that the renovation team was approaching with each passing day heightened their tension.Tr: Zaman daralıyordu.En: Time was running out.Tr: Nihayet bir gece, Oğuz’un yüzünde bir gülümseme belirdi.En: Finally, one night, a smile appeared on Oğuz's face.Tr: Sonunda kilit, yıllar sonra yeniden açılacak gibiydi.En: At last, the lock seemed like it would open again after years.Tr: Kasayı açtıklarında, tozlu belgeler ve eski eşyalar içinde kalakaldılar.En: When they opened the safe, they were left amidst dusty documents and old items.Tr: Zarifçe işlenmiş parşömenler, eski el yazmaları ve kemerli aynalar, Kapalıçarşı'nın unutulmuş hikayelerini anlatıyordu.En: Elegantly crafted parchments, old manuscripts, and arched mirrors narrated the forgotten stories of the Kapalıçarşı.Tr: Emir, gözlerinde bir hüzün ve gurur karışımı ile belgeleri incelemeye başladı.En: With a mix of sadness and pride in his eyes, Emir began examining the documents.Tr: Ailesinin ve dükkânın geçmişi hakkında daha önce hiç bilmediği ayrıntılar ortaya çıkıyordu.En: Details about his family's and the shop's past, which he had never known before, were emerging.Tr: Bu keşif, Emir ve arkadaşlarına beklediklerinden çok daha fazlasını verdi.En: This discovery gave Emir and his friends much more than they expected.Tr: Sonunda, kasanın açılmasıyla birlikte, Emir’in kalbinde tarihe duyduğu bağ güçlenmişti.En: In the end, with the opening of the safe, Emir's connection to history strengthened.Tr: Çarşının öyküsünü daha iyi anlamış, ailesinin ...
    Más Menos
    16 m
  • Hopeful Beginnings: A New Year in Baran's Recovery
    Jan 2 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Hopeful Beginnings: A New Year in Baran's Recovery Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-02-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: Kışın en soğuk günlerinden biriydi.En: It was one of the coldest days of winter.Tr: Hastane koridorlarındaki buzlu hava, dışarıdaki karlı manzarayı yansıtıyordu.En: The frosty air in the hospital corridors reflected the snowy scene outside.Tr: Her yanda yeni yıl süslemeleri asılmıştı, sanki umut dolu bir gelecek geliyordu.En: New Year's decorations were hung everywhere, as if a future full of hope was coming.Tr: Sinem, psikiyatri servisinin kapısında durdu.En: Sinem stood at the door of the psychiatry ward.Tr: İçinde karmaşık duygular vardı; biraz heyecan, biraz da endişe.En: She had mixed emotions inside; a bit of excitement, a bit of anxiety.Tr: Baran, Sinem'in ağabeyi, yeni yıl arifesinde kliniğe yatırılmıştı.En: Baran, Sinem's older brother, had been admitted to the clinic on New Year's Eve.Tr: Sinem, kardeşini görmek için hastaneye geldi.En: Sinem came to the hospital to see her brother.Tr: Yanında onların en küçük kardeşi, hayat dolu Derya da vardı.En: With her was their youngest sibling, the lively Derya.Tr: Derya'nın yüzündeki umut, Sinem'e güç veriyordu.En: The hope on Derya's face gave Sinem strength.Tr: Odaya girdiklerinde Baran pencere kenarında oturuyordu.En: When they entered the room, Baran was sitting by the window.Tr: Dışarıdaki karı izliyordu; düşünceli ve sessizdi.En: He was watching the snow outside; thoughtful and silent.Tr: Sinem, "Merhaba Baran," dedi, nazik bir gülümsemeyle.En: Sinem said, "Hello Baran," with a gentle smile.Tr: Baran sadece başını salladı, o an fazla konuşmak istemiyordu.En: Baran only nodded his head; he didn't want to talk much at that moment.Tr: Sinem masanın yanına oturdu.En: Sinem sat down by the table.Tr: "Biliyor musun," dedi sessizce, "Babamızdan bir mektup buldum."En: "You know," she said quietly, "I found a letter from our dad."Tr: Bu sözler Baran’ın dikkatini çekti.En: These words caught Baran's attention.Tr: Babaları Baran'ın her şeyiydi.En: Their father was everything to Baran.Tr: Mektup, Baran’ın kalbi için bir anahtar olabilirdi.En: The letter could be a key to Baran's heart.Tr: Sinem mektubu dikkatlice açtı.En: Sinem carefully opened the letter. "Tr: "Baran," diye başladığında, sesi sakin ve desteksizdi, "Babamız bu mektubu senin için yazmış.En: Baran, " she began, her voice calm and unwavering, "Our dad wrote this letter for you.Tr: Günün birinde ihtiyacın olursa okursun, demiş."En: He said you should read it someday if you need to."Tr: Baran ilk başta tereddüt etti.En: At first, Baran hesitated.Tr: Güçlü kalmaya çalışıyordu ama merakına yenik düştü.En: He was trying to stay strong, but he succumbed to his curiosity.Tr: Sinem okumaya başladı.En: Sinem began to read.Tr: Babaları, mektupta Baran'a olan sevgisini, ona duyduğu gururu anlatıyordu.En: In the letter, their father expressed his love for Baran and his pride in him.Tr: Her zaman yanında olacağını ve ona güvendiğini söylüyordu.En: He said he would always be by his side and that he trusted him.Tr: Bu sözler Baran'ın yüreğinde derin bir yankı yarattı.En: These words resonated deeply in Baran's heart.Tr: Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü.En: A few tears trickled down his face.Tr: "Sinem," dedi Baran, sesi titriyordu, "sence hala umut var mı?"En: "Sinem," Baran said, his voice trembling, "do you think there's still hope?"Tr: Sinem gözlerinin içine baktı.En: Sinem looked into his eyes.Tr: "Her zaman umut var Baran," dedi.En: "There is always hope, Baran," she said.Tr: "Seninle olduğumuz sürece hiçbir şey imkansız değil."En: "As long as we're with you, nothing is impossible."Tr: O andan itibaren, Baran terapiye daha açık hale geldi.En: From that moment on, Baran became more open to therapy.Tr: Yavaş ama emin adımlarla iyileşmeye başladı.En: Slowly but surely, he began to heal.Tr: Sinem ve Derya, Baran'ı desteklemeye devam ettiler.En: Sinem and Derya continued to support Baran.Tr: Sinem'in güveni artmıştı.En: Sinem's confidence increased.Tr: Artık Baran'ın yanında olmakta ve ona yardım etmekte daha kararlıydı.En: She was now more determined to be by Baran's side and to help him.Tr: Baran da, ilk kez hayatında geleceğe dair umut besliyordu.En: Baran, for the first time in his life, began to harbor hope for the future.Tr: Yeni yılın ilk günleri, hem Baran hem de ailesi için bir umut dönemi oldu.En: The first days of the new year became a time of hope for both Baran and his family.Tr: Klinik soğuk olabilir ama içlerindeki sevgi ortamı hep sıcak tuttu.En: The clinic might be cold, but the environment filled with their love always kept it warm.Tr: Geri dönecekleri gün için hepsi sabırsızlıkla bekliyordu.En: They were ...
    Más Menos
    16 m
  • Brushstrokes of Hope: Art's Healing Touch in İstanbul
    Jan 2 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Brushstrokes of Hope: Art's Healing Touch in İstanbul Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-02-08-38-20-tr Story Transcript:Tr: Elif, kışın soğuk bir günüydü ve kar taneleri usulca yere düşüyordu.En: Elif, it was a cold winter day, and snowflakes were gently falling to the ground.Tr: İstanbul'un yoğunluğunun içinde, bir binadan içeriye doğru yöneldi.En: Amidst the bustling city of İstanbul, she headed into a building.Tr: Bu bina bir psikiyatri koğuşuydu, ancak Elif için burası sıradan bir yer değil, umut dolu bir mekandı.En: This building was a psychiatric ward, but for Elif, it wasn't just an ordinary place; it was a space filled with hope.Tr: Her hafta buraya gelir, Kerem gibi gençlerle sanat terapisi çalışmaları yapardı.En: Every week, she came here to conduct art therapy sessions with young people like Kerem.Tr: Elif, sınıfa girdiğinde Kerem'i hemen fark etti.En: When Elif entered the classroom, she immediately noticed Kerem.Tr: Kerem pencerenin yanında oturmuştu, dışarıdaki karı izliyordu.En: He was sitting by the window, watching the snow outside.Tr: Üzerinde kalın bir kazak vardı.En: He was wearing a thick sweater.Tr: Elif ona gülümsedi.En: Elif smiled at him.Tr: "Merhaba, Kerem.En: "Hello, Kerem.Tr: Bugün nasılsın?"En: How are you today?"Tr: dedi Elif, yumuşak bir sesle.En: Elif said in a soft voice.Tr: "Merhaba Elif Öğretmen.En: "Hello, Elif Teacher.Tr: Bugün biraz heyecanlıyım," diye yanıtladı Kerem çekinerek.En: I'm a bit excited today," Kerem replied hesitantly.Tr: Bugün Kerem için önemli bir gündü.En: Today was an important day for Kerem.Tr: Elif'in planladığı özel bir resim dersi vardı ve birkaç okul öğretmeni de onları izlemeye gelecekti.En: Elif had planned a special painting lesson, and a few school teachers were going to watch them.Tr: Kerem bu yüzden biraz gergindi.En: This made Kerem a little nervous.Tr: Ama Elif onu cesaretlendirmek istiyordu.En: But Elif wanted to encourage him.Tr: "Sanat sınıfımızı başlatacağız.En: "We're going to start our art class.Tr: Senin eserini görmek için sabırsızlanıyorum," dedi Elif.En: I'm looking forward to seeing your work," Elif said.Tr: Kerem başını salladı.En: Kerem nodded.Tr: Derin bir nefes aldı ve fırçayı eline aldı.En: He took a deep breath and picked up the brush.Tr: Elif'in amacı, bu gençlerin yeteneklerini göstermek ve onların da sıradan okul hayatına entegre olabileceklerini kanıtlamaktı.En: Elif's goal was to showcase the talents of these young people and prove that they too could be integrated into ordinary school life.Tr: Kerem de başarıya ulaşmak istiyordu.En: Kerem also wanted to succeed.Tr: Kendisini 'normal' hissetmek istiyordu.En: He wanted to feel 'normal.'Tr: Ders boyunca Kerem dikkatlice çalıştı.En: Throughout the lesson, Kerem worked carefully.Tr: Fırça darbeleri ahenk içinde dans ediyordu.En: The brush strokes danced in harmony.Tr: Elif, onun bu çalışma anına tanık olmaktan mutluydu.En: Elif was happy to witness this moment of his work.Tr: Her şey yolunda gidiyor gibiydi.En: Everything seemed to be going well.Tr: Aradan zaman geçti.En: Time passed.Tr: Elif, Kerem'in çalışmasını görmek için yanına gitti.En: Elif went over to Kerem to see his work.Tr: Kerem’in resmi, farklı renkler ve duygularla doluydu.En: Kerem's painting was full of different colors and emotions.Tr: İki dünya arasında kalmış bir figür, umudu ve yalnızlığı betimliyordu.En: It depicted a figure caught between two worlds, symbolizing hope and loneliness.Tr: Resim, izleyen herkesin kalbinde bir yere dokunmuştu.En: The painting touched the hearts of everyone who saw it.Tr: Öğretmenler eseri gördüğünde, gözlerinde bir hayret dalgası belirdi.En: When the teachers saw the artwork, a wave of amazement appeared in their eyes.Tr: Elif için bu, doğru yolda olduğunu gösteren bir işaretti.En: For Elif, this was a sign that she was on the right track.Tr: Kerem'in çekingenliği yerini gurura bırakmıştı.En: Kerem's shyness had given way to pride.Tr: Çalışmasına olan ilgiden dolayı mutlu ve rahatlamış hissediyordu.En: He felt happy and relieved because of the interest in his work.Tr: Ders sonunda Elif, okulun öğretmenleriyle konuştu.En: At the end of the class, Elif spoke with the school's teachers.Tr: Onlara yeni bir program önerdi.En: She proposed a new program to them.Tr: Psikiyatri koğuşundaki öğrenciler için özel bir sistem geliştirmek istiyordu.En: She wanted to develop a special system for the students in the psychiatric ward.Tr: Positif geri bildirimler onu cesaretlendirdi.En: Positive feedback encouraged her.Tr: Aynı zamanda Kerem, çalışmalarının değer gördüğünü ve kabul edildiğini hissederek özgüven kazandı.En: At the same time, Kerem gained confidence by feeling that his efforts were valued ...
    Más Menos
    17 m
  • Winter's Whisper: A Serendipitous Encounter in İstanbul's Snow
    Jan 1 2026
    Fluent Fiction - Turkish: Winter's Whisper: A Serendipitous Encounter in İstanbul's Snow Find the full episode transcript, vocabulary words, and more:fluentfiction.com/tr/episode/2026-01-01-23-34-02-tr Story Transcript:Tr: İstanbul, beyaz bir örtüyle kaplanmıştı.En: İstanbul was covered with a white blanket.Tr: Kar taneleri, Boğaz’ın üzerine nazikçe düşüyordu.En: Snowflakes were gently falling over the Boğaz.Tr: Karşı yakada camilerin siluetleri, gece ışıklarıyla parlıyordu.En: On the opposite shore, the silhouettes of mosques were glowing with the night lights.Tr: Kış mevsiminin huzuru, sokaklarda gezinenleri etkisi altına almıştı.En: The peace of the winter season had taken hold of those wandering the streets.Tr: Küçük ama sıcacık bir kafede, iki yabancı bir araya gelmek üzereydi.En: In a small but cozy café, two strangers were about to come together.Tr: Demir, pencere kenarında oturmuş kahvesini yudumluyordu.En: Demir was sitting by the window, sipping his coffee.Tr: Taze kahve kokusu ve içeride çalan hafif caz müziği, mekâna ayrı bir sıcaklık katıyordu.En: The fresh coffee aroma and the soft jazz music playing inside added a special warmth to the place.Tr: İstanbul’a yeni taşınmış olan Demir, karşısındaki manzarayı izlerken, yeni bir başlangıç yapmanın zor taraflarını düşünüyordu.En: Having recently moved to İstanbul, as he watched the view in front of him, Demir pondered the difficult aspects of making a new start.Tr: İçindeki çekingenliği yenmek istiyor, çevre edinebilmek için cesaretini toplamaya çalışıyordu.En: He wanted to overcome his shyness and was trying to gather the courage to make new acquaintances.Tr: O sırada içeri giren Aylin, paltosuna yapışmış karları silkti ve hızlı adımlarla boş bir masaya doğru ilerledi.En: Just then, Aylin entered, brushed off the snow stuck to her coat, and walked briskly to an empty table.Tr: Canlı ve ışıldayan bir havası vardı.En: She had a lively and radiant aura.Tr: Hayatta her daim yenilik peşinde koşan birisiydi.En: She was someone who always chased after novelty in life.Tr: Grafik tasarım projelerinden vakit buldukça yeni yerler keşfediyor, hayatın tadını çıkarmak için fırsatlar yaratıyordu.En: Whenever she found time from her graphic design projects, she explored new places, creating opportunities to enjoy life.Tr: Ancak bu telaş, bazen derin dostluklar kurmasını da zorlaştırıyordu.En: However, this hustle sometimes made it difficult to form deep friendships.Tr: Demir, cesaretini topladı ve “Kar ne kadar da aniden bastırdı, değil mi?” diyerek Aylin’e seslendi.En: Demir gathered his courage and said to Aylin, "The snow came down so suddenly, didn't it?"Tr: Aylin, gülümseyerek yanına geldi.En: Aylin smiled and came over to him.Tr: "Evet, ama bence keyifli bir güzellik kattı İstanbul’a" dedi.En: "Yes, but I think it added a delightful beauty to İstanbul," she said.Tr: İki yabancı, kısa sürede sohbete daldılar.En: The two strangers soon plunged into conversation.Tr: Demir, mimarlık projeleri üzerinde çalışırken, Aylin ise tasarımlarından bahsetti.En: Demir spoke about the architectural projects he was working on, while Aylin talked about her designs.Tr: Her biri kendi dünyasından kesitler sunuyordu.En: Each was offering glimpses from their own worlds.Tr: Aylin’in spontane enerjisi, Demir’in içine kapanıklığını aştı.En: Aylin's spontaneous energy broke through Demir's reserved nature.Tr: Demir, konuşmanın akıcılığından memnundu.En: Demir was pleased with the fluency of the conversation.Tr: Günü birlikte geçirip İstanbul’u keşfetmeye karar verdiler.En: They decided to spend the day together and explore İstanbul.Tr: Kar altında yürüyüş yaparken, aniden yoğun bir kar fırtınasının içine düştüler.En: While walking in the snow, they suddenly found themselves in the middle of an intense snowstorm.Tr: Rüzgar öyle şiddetliydi ki, ikisi de birbirlerini tutarak yürümek zorunda kaldılar.En: The wind was so strong that they had to hold onto each other to walk.Tr: Aylin, kıkırdadı, "Bu İstanbul bize macera yaşatmadan durmaz!" dedi.En: Aylin giggled, "This İstanbul never misses a chance to give us an adventure!" she said.Tr: Demir de gülmeye başladı, o anın hafifliği ikisinin de içini ısıttı.En: Demir started laughing too, and the lightness of that moment warmed both of them inside.Tr: Fırtına dindikten sonra, kafeye geri dönme kararı aldılar.En: After the storm subsided, they decided to return to the café.Tr: Ellerinde sıcak içecekleri ile pencere kenarına oturdular. İçerideki sıcaklık ve aralarındaki sohbet, karın soğuğunu unutturdu.En: Sitting by the window with their warm drinks in hand, the warmth inside and their conversation made them forget the cold of the snow.Tr: Demir, Aylin’e dönerek, "Bir daha buluşalım mı?" diye sordu.En: ...
    Más Menos
    17 m